TURKSAT KABLONET FIRSATI

Mudanya gen tr - Mudanya nın Yüksekten Uçan Martısı - Son dakika haberleri

Font Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Ana Sayfa Mudanya'yı Keşfet Geçmişin İzleri MÜBADELENİN 96. YILI : MÜBADİLİN YÜREĞİNDEKİ İKİ VATAN SEVDASI

MÜBADELENİN 96. YILI : MÜBADİLİN YÜREĞİNDEKİ İKİ VATAN SEVDASI

E-posta

Emir Doğan Savaş" Göç sadece gideni değil, kalanı da sürükler. İnsanın doğduğu toprak ile gömüleceği toprak aynı toprak olmayacaksa, ne kalır ki, geriye ölürken yaşamdan?". Yazar Saba Altınsay " KİRİTİMU-GİRİTİM BENİM" kitabında böyle diyor.

Üçüncü kuşak bir mübadil çocuğu olarak, babamın gözyaşlarında tanık olduğum, kimseyle paylaşmadığı o sessiz acının öznesi durumundaki “ Mübadele Olayı “nda bugün 91 yılı geride bıraktık.

30 Ocak 1923 günü Lozan’da imzalan Mübadele Antlaşması, mübadillerin acılarla dolu yüreğinde ikinci bir vatan sevdası doğuracaktı. Bu vatana yürekten bağlı nesiller yetiştiren mübadiller, kendilerine ikinci bir vatan armağan eden çok sevdikleri M. Kemal Atatürk’ün deyişiyle “Kaybedilmiş toprakların mirasçılarıydılar”.

Fethi 1645’te başlayan 1669’da tamamlanan Girit Adası, adanın1913 yılında kaybedilişine kadar geçen yaklaşık 268 yıllık süreçte burada yaşayan Müslüman Türklere kuşaklar boyu vatan olmuştu. Bununla birlikte gerek Yunanistan gerekse Balkanlarda Türk nüfusunun geçmişinin oldukça eskiye dayandığı unutulmamalıdır.

1789 FRANSIZ İHTİLALİ, ULUSAL DEVLET  KAVRAMI VE MEGALİ İDEA

1789 başlayan Fransız Devrimi’nin beraberinde getirdiği “Ulusal Devlet ” kavramı, özellikle Girit ve Balkanlarda Osmanlı Devletine karşı ayaklanmaların başlamasına neden olmuştu.
Özellikle, “Megali İdea “ sloganının temellerinin atıldığı 1821 yılında Mora yarımadasında başlayan isyan hızla Girit’e sıçrayarak burada artık huzur ve güvenin kalmadığı 1913 yılına kadar sürecek olan hamasi bir süreci başlatacaktı.

Megali İdea ya da Megalo İdea ("Büyük Fikir"), Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u alarak, Bizans İmparatorluğu’na son verdiği günden beri yürürlükte olan bir Yunan ülküsüdür. Bizans İmparatorluğu’nu bir Helen İmparatorluğu olarak kabul eden Yunan milliyetçileri, Megali İdea adını verdikleri büyük ülküleri ile eskiden Bizans’a ait olan tüm toprakları yeniden elde ederek, Konstantinopolis (İstanbul) başkent olmak üzere, büyük Helen İmparatorluğu'nu yeniden kurmayı hayal etmektedirler.

Yunan devleti, 1821 yılında Mora Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başlayan ‘isyan/ayaklanma’nın başarıya ulaşmasıyla  kurulmuştur.  1821 devriminden sonra genç Yunan devleti sürekli bir toprak gelişmesi yaşamıştır: 1881 Tessalya’nın ilhakı, 1913 Girit’in Yunanistan’a katılması ve  kuzey sınırlarının Balkan savaşlarıyla genişlemesi gibi.
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun 19.yy.da iyice hızlanan toprak kaybı Genç Yunan Devleti’nin “ Megalo İdea “sı, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan diğer Hıristiyan-Ortodoks Rum nüfusu da ‘Osmanlı boyunduruğu’ndan kurtarma eğilimini ortaya çıkarmıştır.

Yunan devleti sınırları dışında kalan, yani Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan diğer ‘boyunduruk altındaki köle kardeşler’ de Osmanlı esaretinden kurtarılmalı, İstanbul, Atina’ya paralel bir konuma getirilmeli ve Ekümenik Patrikliğin merkezi olmalı idi. İşte, Megali İdea (Büyük Mefkure-Ülkü) böyle doğmuştur.

KÜÇÜK ASYA FELAKETİ

İngiltere’nin büyük desteği ve Megali idea ile Anadolu topraklarına (Küçük Asya) sahip olma arzusu, Yunanistan’ı Küçük Asya felaketini yaşatacak bir savaşa sokuyordu.

Atina hükümeti cephedeki yenilginin bozguna dönüştüğünü 1 Eylül 1922 gecesi öğrendi, “ Küçük Asya’da “ yaşanan Anadolu felaketi,Yunan milletinin nesillerdir içinde besleyip büyüttüğü “ MEGALİ İDEA “ adı verilen ve İstanbul başkent olmak üzere Bizans İmparatorluğu’nu yeniden kurma rüyasına” son vermişti. Ertesi sabah İngiltere’ye başvurur ve TBMM Hükümeti ile ateşkes anlaşması yapılmasını ister. Yunanistan’ın gerisinde bulunan asıl güç İngiltere idi. Gerçekte Türkiye İngiltere’ye karşı savaşıyordu. Çünkü İngiltere’nin  bölgedeki politikalarının başında Doğu Akdeniz’de İngiliz hakimiyeti kurmayı ve geliştirmeyi hedefliyordu. Bu nedenle İngiltere, teşvik ve tahrikleri ile Yunanistan’ı Anadolu’yu işgale cesaretlendirerek Türklere karşı büyük bir savaşın içine sokmuştu. 15 Mayıs1919’ta başlayan Küçük Asya Harekatı, Ağustos 1922’de Türk Ordularının başlattığı büyük taarruz ile  hezimete dönüşür. Anadolu’dan sökülüp atılan Yunan askerleri Batı Anadolu’daki Hıristiyan halkı da beraberinde sürükleyip Ege adaları ve Trakya’ya kaçar. Yenilgi Anadolu topraklarından Yunan topraklarına doğru büyük bir göç olayını da beraberinde getirecektir.   Yunan askeri kuvvetlerinin Küçük Asya seferinin ağır bir yenilgiyle sonuçlanması sonucu yaşanan toplumsal travma,Yunan toplumunda yıllar boyu sürecek onarılmaz yıkım ve yaralara yol açmıştır. Ve Yunanlılar, 3200 yıl önce Troya (Truva) savaşı ile girdikleri Anadolu topraklarından sökülüp atılırlar.

LOZAN’DA ÇÖZÜLEN DÜĞÜM: MÜBADELE
1919 -1922 yılları arasında süren savaş, iki toplum arasındaki ayrışmayı keskinleştirerek Anadolu topraklarından gerek asker gerekse halk olarak Yunanistan’a olan göçü başlatmıştı.

30 Ocak 1923  tarihinde, Türk-Rum Nüfus Mübadelesi’ne ilişkin sözleşme imzalandı[8]. M.İsmet, Dr. Rıza Nur Türk tarafı adına, E.K Venizelos ve D. Caclamanos Yunan tarafı adına, sözleşmeyi imzaladılar.


Sözleşmeye göre;

-Türk topraklarında yerleşmiş Rum-Ortodoks dininden Türk uyrukları ile, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak zorunlu mübadelesi gerçekleştirilecekti. Bu kimselerden hiçbiri, Türk Hükümeti’nin izni olmadıkça Türkiye’ye ve Yunan hükümetinin izni olmadıkça, Yunanistan’a dönerek, oraya yerleşemeyecekti.

-Mübadele, İstanbul’da oturan Ortodoksları ve Batı Trakya’da oturan Müslümanları kapsamayacaktı. 1912 yılı yasası ile sınırlandırıldığı biçimde, İstanbul Belediyesi sınırları içerisinde, 30 Ekim 1918 gününden önce yerleşmiş “établis” bulunan tüm Rumlar, İstanbul’da oturan Rumlar; 1913 Bükreş Antlaşması’nın saptamış olduğu sınır çizgisinin doğusundaki bölgeye yerleşmiş tüm Müslümanlar da, Batı Trakya Müslümanları sayılacaklardı.   

-Sözleşmede kullanılan “emigrant” (göçmen) terimi, 18 Ekim 1912 tarihinden sonra göç etmesi gereken ya da göç etmiş bulunan tüm gerçek ya da tüzel kişileri kapsamaktaydı. Mübadele uygulamasında, her iki halkın mülkiyet haklarına ve alacaklarına hiç bir zarar verilmeyecek, mübadele edilecek halklara mensup bir kimsenin hangi nedenle olursa olsun gidişine hiç bir engel çıkarılmayacaktı. Zanlı ya da suçu kesinleşmiş kişiler, kovuşturma yapan ülkenin makamlarınca göçmenin gideceği ülkenin makamlarına teslim edileceklerdi. Göçmenler, bırakıp gidecekleri ülkenin uyrukluğunu yitirecekler, vardıkları ülkenin topraklarına ayak bastıkları anda, bu ülkenin uyrukluğunu edinmiş sayılacaklardı. Göçmenler, her çeşit taşınır mallarını yanlarında götürme ya da bunları taşıttırmakta serbest olacaklardı ve bu mallardan giriş-çıkış vergisi alınmayacaktı. Aynı zamanda, cami, tekke, medrese, kilise manastır, okul, hastane, dernek, birlik gibi tüzel kişiler ve başka kurumlar  personellerini de kapsamak üzere, kendi topluluklarının taşınır mallarını serbestçe götürmeye, taşıttırmaya hak kazanmışlardı. Her iki ülke, karma komisyonun önerisi üzerine, taşıma işlerinde en geniş kolaylıkları sağlayacaktı. Taşınır malların tümünü ya da bir bölümünü yanlarında götüremeyecek olan göçmenler, bunları oldukları yerde bırakacak, bu durumda yerel makamlar, bu malların dökümünü ve değerini ilgili göçmenin gözleri önünde saptayacaktı. Göçmenin bırakacağı taşınır malların dökümünü ve değerini gösteren tutanaklar dört nüsha olarak düzenlenecek, bunlardan biri yerel makamlarca saklanacak, ikincisi karma komisyona sunulacak, üçüncüsü gidilecek ülkenin hükümetine, dördüncüsü de göçmenin kendisine verilecekti.


Mübadele Anlaşması’nın her iki toplum üzerindeki etkilerini özetlersek;

1-Türdeş bir Türk toplumunun yaratılması konusunda onların dini kimlikleri yeterli görüldü, dilsel ve kültürel farklılıklar gözardı edildi.
2- Yunanistan’a göç eden nüfusun sayısı fazlaydı. Yunanistan’a göç 1.5- 2 milyon kadardır; Türkiye’ye gelenler 450 bin. Yunanistan’a yerleşenler mevcut nüfusun % 20’si iken Türkiye’de bu oran % 3.8. Ama her iki ülke için de ‘ayrılan’ nüfus %10 dur.
3- Türkiye’ye göç kontrollü bir uygulama sonucu olmuştur. Rum nüfus özellikle Batı Anadolu’dan mübadeleden önce zoraki ve büyük bir kargaşa içinde kaçmıştır ve kaçırtılmıştır. Bu nedenle de Yunan tarafında olay daha dramatik algılanmış olabilir.
4- Türk tarafı daha önce de Balkan Savaşı nedeniyle göç olayını yaşamış olduğundan belki söz konusu 1923 göçü en büyük dram sayılmamıştı. Türk tarafı bu konuda daha ‘deneyimliydi’ denebilir.
5- Türk mübadillerin çoğu köylüydü ve ortalama okuma yazma düzeyleri, oran olarak kentli nüfusu daha kabarık olan Rumlara kıyasla daha düşük olmuş olabilir. Aralarından yazarların çıkmamış olma olanağı da göz önüne alınmalıdır.
6- Mübadele yıllarının hemen sonrasında Türkiye’de Misak-ı Milli sınırları dışındaki Türklerle ilgilenmek hoş karşılanmıyordu; İttihatçı bir sapma sayılıyordu. ‘Dış Türkler’ konusu tabuydu ve bu tür konular desteklenmiyordu. Bu konular siyasal olarak sakıncalıydı. Bu yıllarda Anadoluluk temeli üzerinde bir ulusal kimlik oluşturulmaya girilmişti. ‘Çeşitlilik’, farklı kimlikler, çok seslilik devletçe hoş karşılanmıyordu. Zaten verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi mübadele konusuna değinen yazarların hemen hepsi devletle ‘kavgalı’ olan ‘solcu’ yazarlardı.

O ÇAĞIRDI GELDİK, BİZ KAÇMADIK …

Savaşın bir anda birbirine düşman ettiği halklar artık bir arada yaşayamayacaklardı. Büyük göç, insanları yüzyıllardır yaşadıkları ata toprağından söküp atacaktı. Kimi dostça ayrıldı kimi canını zor kurtarırcasına. Kimi en sevdiği çiçeğini bıraktı komşusuna, kimi en sevdiği canını. Kimi de yıl boyunca emek verdiği ekinini  bıraktı tarlasında. Mezarlarını son bir kez ziyaret etme fırsatını bulanlar şanslıydı. Sevdiklerinin mezarlarını kazıp, kemiklerini daha derinlere gömdüler yok olmasınlar diye. Değişen coğrafya onların kaderlerini de değiştirecekti. Çünkü onlar yeni topraklara ekilen tohumlar gibiydiler. İklimini,rüzgarını, yağmurunu bilmedikleri bu topraklarda kök salıp yeniden tutunmaya çalışacaklardı.

En kötü ekonomik kriz dönemini yaşayan Yunanistan ekonomisi gerek istihdam gerekse mali açıdan gelenlerin(1.5-2 milyon) yükünü kaldıracak durumda değildi. Yeni gelenlerin Hıristiyan olmalarına karşı Türkçe konuşmaları dışlanmaları için en önemli sebepti. Anadolu topraklarında iyi bir konuma sahip olanlar burada adeta yoksulluğun en dip noktasını yaşayacaklardı.

Anadolu’ya gelen mübadiller Türkiye Cumhuriyeti’nin “Misafirleriydiler”. Yunanistan gibi Türkiye de ekonomik sıkıntı içindeydi.Uzun süren savaş yılları yokluğu ve yoksulluğu da beraberinde getirmişti. Herşeye rağmen Türk Devleti Mübadillere sahip çıkarak onlara ikinci bir vatan  armağan ediyordu. Türk toplumuna uyum sağladıkları ve etnik farklılıklarını ön plana çıkarmadıkları sürece tamamen kabul göreceklerini çok iyi bilen birinci kuşak mübadiller, devletle daima iyi ilişkiler kurmaya dikkat ettiler. Örneğin, Kemalist devrimleri yerel halka göre daha kolaylıkla kabul ettiler. Bunun bir nedeni Mustafa Kemal'e olan duygusal bağlılıklarıydı. Ona, hemşerilikten ve kendilerini Yunan zulmünden kurtarmış olmasından kaynaklanan derin bir sempati duyuyorlardı. Devrimleri kolaylıkla benimsemiş olmalarının diğer bir nedeni ise inanış biçimleriyle ilgiliydi. Mübadiller genellikle Bektaşi ya da Mevlevi geleneğinden geliyorlardı ve bu inanış biçiminin katı ve formel Sünni inanışına göre daha mistik ve içsel deneyim gerektiren içeriği nedeniyle yeniliklere daha açıktı.

Mübadiller sonsuz bir Mustafa Kemal sevgisine sahiptiler. “O çağırdı geldik, biz kaçmadık” sözü, topraklarından koparılmış bir halkın özlemle karışık duygularını en güzel biçimde ifade etmektedir.

Ancak bu iyi ilişkilerin yanı sıra mübadiller ve devlet arasında kimi gerginlikler de yaşandı. Örneğin, mübadillerin iskânı sırasında yerli halkla mübadiller arasında çıkan herhangi bir sorunda yerel yöneticiler yerli halkın yanında bir tutum sergilediler. Kırsal bölgelerde Kurtuluş Savaşı'na destek vermiş olan kimi önemli ağalar, bu dönemde Rumların terk etmiş oldukları toprakları ve mülkleri kendi hakları olarak görüyorlardı. Onların deyişiyle;” Rumelililerin bu kurtuluş mücadelesine herhangi bir katkıları olmamıştı çünkü”.

GEÇMİŞİMİZ BİZE KİM OLDUĞUMUZU HATIRLATIR

“ BİRİNCİ KUŞAK GÖÇ EDERMİŞ,
İKİNCİ KUŞAK TUTUNMAYA, KÖK SALMAYA ÇALIŞIRMIŞ,
BİZİM GİBİ ÜÇÜNCÜ KUŞAKLARDA GERİYE DÖNÜP ASLINI ARARMIŞ...”

Ömürlerinin sonuna dek koparıldıkları topraklara tekrar dönmenin umudunu yitirmeyen birinci kuşak mübadiller göç acısını en yoğun yaşayanlardı. Onlar yalnızca göç etmişlerdi. Anlatmadılar, konuşmadılar yaşadıklarını. Onlar,1974 yılına kadar tam 50 yıl geldikleri toprakları yeniden görebilme hakkından mahrum bırakılmıştı.
Geride bıraktığı canlarını,evini,bahçesini,komşusunu velhasıl tüm yaşanmışlıkları yüreklerine sakladılar. Saklayamadıkları tek şey gözyaşlarıydı. Yanlarında gelirken getirdikleri bir şişe suyu ve bir avuç toprağı bir yadigar gibi aile mezarları için saklamışlardı.

İkinci kuşak, yeni topraklarda tutunmaya, kök salmaya çalıştı. Dil,kültür,gelenek olarak yabancı olduğu atalarından kalan bu topraklarda yeni bir yaşamın mücadelesini başlattı.
Karşılaştığı tüm zorlukları bu vatana karşı duydukları “Aidiyet” duygusuyla aştılar. Yüreklerinden vatan ve M. Kemal Atatürk sevgisi hiç eksilmedi.
Üçüncü kuşak mübadiller “Geçmişimiz bize kim olduğumuzu hatırlatır” sözünü hayata geçirip geriye dönüp aslını aramaya başlamışlardı.

Giritli nüfusun oldukça yoğun olduğu Mudanya’da konuyla ilgili akademik bir araştırmanın bugüne kadar yapılamamış olması (özellikle birinci kuşak üzerinden) oldukça üzücüdür. Bu durum genelin yerele yansımasıdır. Çünkü Türkiye’nin Mübadele konusuna ilgisi 1990’lı yıllardan sonraya rastlar. Özellikle 2001 yılında kurulan Lozan Mübadilleri Vakfı çalışmaklarıyla konunun araştırılmasına çok büyük bir ivme kazandırmıştır. Geç kalınmış ta olsa konu ile ilgili olarak  toplumsal bir bilinç oluşturulmuştur. Oysa Yunanistan’da, 1930’lu yıllarda Küçük Asya Araştırma Merkezi adıyla bir araştırma birimi kurulmuş ve bu tarihten başlanarak Anadolu’dan göç eden Rumların anlatılarına dayanan 100 ü aşkın araştırmacının çalıştığı ekip tarafından 300 bin yazılı sayfayı aşan 1375 beldeyi kapsayan bir sözel tarih arşivi oluşturulmuştur. Bu veriler bile bu konunun ne denli geniş bir alanı kapsadığını göstermektedir. Ayrıca, yaklaşık iki asırdır yoğun olarak göç almış bir ülke olan Türkiye’de göçlerin incelenmesi konusunda oldukça geç kalınması telafisi neredeyse imkansız bir tarih hatasıdır.

Ben de bu konuda geç kalmış olmanın pişmanlığını yaşayanlardan biriyim. Bu konuda bir yıl öce gazeteci Hasan Teoman ile birlikte başlattığımız belgesel ve kitap çalışmamızı en kısa zamanda Mudanyalılarla paylaşmak  arzusundayız. Kitabımız “Girit,Mübadele ve Mübadiller” üzerine bir derleme niteliğinde olup, konuyu derli toplu bir şekilde tarihi akışı içersinde okuyucuya sunmaktır. Umarım başarırız.

EMİR DOĞAN SAVAŞ

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 11 Ekim 2018 12:01 )  


MUDANYA'DA SATILIK DAİRELER KADEMOĞLU İNŞAAT

Yamaç Tepe Cafe  Mudanya Yıldız Tepe Mevkii

Namlı Metal çelik Konstrüksiyon

ofem bilgisayar kamera sistemleri mudanya

Kimler Sitede

Şu anda 483 ziyaretçi çevrimiçi

Dost Siteler

www.agbursa.com
Ağ Bursa, Kültür, Sanat, Sinema, Bursa.
www.mudanyaonline.net
Mudanya'nın ilk portalı

www.radyopoyraz.com
Hayatın Müziği Bursa'da

Mudanya İş Rehberi