Osmanlı İmparatorluğunun başarılı, pırıl pırıl bir subayı iken vatan topraklarında meydana gelen iç isyanlarda hizmet etti. (1909-1911)Trablusgarp savaşı (1911), İkinci Balkan savaşı (1912-13),Çanakkale savaşı (1915),Doğu cephesi (1916-1917),Suriye ve Filistin cephesi (1917-1918) ve nihayet Kurtuluş Savaşı (1917-1923)İmparatorluk topraklarının bir ucundan diğer ucuna, hangi şartlarda olursa olsun, görev yaptı. Sürekli olumsuz fiziki şartlarda yaşadı. Aç kaldı, susuz kaldı, uykusuz kaldı. Hiç hayıflanmadı. Vatanını seven, milleti için her türlü fedakârlıkta bulunmayı gözünü kırpmadan kabul eden bir kişiliğe sahipti.

Çocukluğu ve gençliği yatılı okullarda geçmişti. Daha henüz 15 yaşında, Manastırda iken sıtma hastalığına yakalandı.2 ay kadar hasta yatağında yattı. Annesi Zübeyde hanım, Manastıra gelerek oğlunu Selanik’e götürdü. Doktorlar 3 ay rapor vermişlerdi. Daha 15 yaşında iken ölümden dönmüştü.

1911 yılında at’ tan düşmesi sonucunda yaralandı, kaburga kemikleri kırıldı, 15 gün tedavi gördü. 1912 yılında Derne’de iken dişlerindeki çürüklerden dolayı müthiş ağrı çekiyordu. Yine Derne’de Harun harabelerini ele geçirmek için savaşırken şarapnelden sıçrayan kireç taşı sol gözüne girdi. Gözü yanık ve yaralar ile doldu. Savaşı bırakmadı. Gözünü mendille bağlayarak mücadelesine devam etti. Gözünü kaybetme riski yaşadı.1 ay hastanede yattı. Sağlığına kavuşamadı, Sürekli göz ağrıları çekiyordu. Trablus’ta Eritre taburuna komutanlık yaparken, askerleri ve mücahitler ile hücum etti. Bu saldırıda sağ kolundan mermi ile yaralandı. Çok kan kaybetmesine rağmen askerin morali bozulmasın diye mücadeleye devam etti. Cephede tedavisi yapıldı. 1912 yılında Trablus’tan ayrılınca Viyana’ya sol gözünden ameliyat için gitti.0n gün tedavi gördü.

1915 Ağustosunda Çanakkale Conk bayırında süngü savaşı başlattığı sırada düşmanın top atışları sonucunda göğsünde bir acı hissetti. Cebindeki saatine şarapnel parçası çarparak saatini parçalamıştı. Göğsü de kanıyordu, yaralanmıştı. Eylül ayında arazide günlerini gecelerini geçirdi. Yağmur altında ıslandı, üşüdü, hastalandı. Öksürükten bitkin düşmüştü. Hastalığını duyan Alman General Liman Von Sanders kendi doktorunu Mustafa Kemalin tedavisi için görevlendirdi. Sıtmaya da yakalanmıştı. Ancak 20 gün de iyileşebildi. Vahdettin ile Almanya seyahatinde iken böbreklerinden de hastalanmıştı. Sürekli böbrek ağrısından kıvranıyordu. Viyana’da Senatoryum’ da 25 gün ilaç ve kaplıca tedavisi gördü. İstanbul’a döndü.1918 yılında tüm dünyayı kasıp kavuran İspanyol nezlesine yakalandı. Ülkemizde ve dünyada bu grip salgınından milyonlarca insan öldü. Bir ay tedavi gördü.1919 Nisan ayında Samsuna hareket etmeden yaşamış olduğu, düzensiz hayat, uykusuzluk, yetersiz beslenme, kahve ve sigaradan dolayı mide ağrıları yaşıyordu. Samsuna ayak bastığı günlerde yine sıtmaya yakalandı.

38 yaşında olan Mustafa Kemal hayatı boyunca 11.sıtma hastalığına yakalanıyordu. Ateşli nöbetler geçiriyor, fakat yine de mücadelesini bırakmıyordu. Bir yıl sonra yapılan tahlilde bile hala kanında sıtma mikrobu vardı.

1921 yılında Sakarya savaşı hazırlıkları yapılırken ayağı özengide iken atı ürktü ve sırt üstü yere düştü. Nefes almakta zorluk çekiyordu. Sol kaburga kemikleri kırıldı. Mücadeleyi bırakmadı.1922 Mart ayında böbreklerindeki rahatsızlık tekrar nüksetti.15 gün ilaç tedavisi gördü.1923 yılında Çankaya da yemek yerken göğsünün sıkışmasından dolayı hastalandı.2 ay kalp ilaçları ile tedavi gördü.1923 yılından itibaren burun kanamaları başlamıştı. Doktorlarına söylemiyor ve söyletmiyordu.27 Mayıs 1927 yılında 3.kez kalp spazmı geçirdi. Aşırı stres ve sigara yüzünden olduğu anlaşılınca, doktorlar kesinlikle sigarayı bırakması gerektiğini söylediler. Fakat boşunaydı. Sigarayı bırakamıyordu.

1936 yılında bacakları kaşınmaya başladı. Çankaya köşkündeki karıncalardan kaynaklanıyor diye, köşk günlerce değişik ilaçlar ile ilaçlandı. Kaşıntısı geçmedi. Daha da arttı. Karıncalardan kaynaklanmıyordu anlaşılan. Kanama seviyesine kadar geldi. Karaciğer yetmezliğinin belirtileri idi. Değişik tedavi şekilleri uygulanarak zaman kaybediliyordu! Böylece 2 yıl geçti maalesef!

1938 Ocak ayında Bursa Merinos fabrikasının açılışı için Yalova’ya geldiğinde yine rahatsızlığı devam ediyordu. Yalova Kaplıca müdürü Dr. Reşat Belger tarafından muayene edilince, karaciğerinin büyümüş ve sertleşmiş olduğu ve kaşıntılarının sebebinin karaciğer olduğu belirlendi. Karaciğerinin büyümesi sebebi ile siroz başlangıcı ve vücudunda ödem olmaya başladı. Avrupa’nın en ünlü doktorları getirtildi. Muayene edildi. Evet teşhis doğru idi. Fakat çok geç kalınmıştı! Kanında su birikiyordu. Kendi maaşından Avrupa’dan ilaç getirtiliyor, yaklaşık 15 günde bir vücudundan 12-15 lt su çekiliyordu. Uzmanların yaptığı tahlillerde ‘’şistozama’’ türü parazit yüzünden siroza yakalandığı görüşü ağır basıyordu. O yıllarda Fas, Tunus, Cezayir ve Mısır gibi ülkelerde yaşayan birçok insanda bu siroz hastalığı görülebiliyordu. Bu paraziti o yıllarda Trablus’ta görev yaptığı zamanda kaptığı tahmin ediliyordu.

Hayatı boyunca alkol almayan İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy Kahire’de siroza yakalanmış ve vefat etmişti. Mustafa Kemal Atatürk’ün alkol yüzünden Siroza yakalandığını iddia eden Atatürk karşıtları bundan bahsetmezler. Kuzey Afrika’daki bu söz konusu parazitin ne kadar yaygın olduğunu söylemezler bile.

1938 yılının Kasımı geldiğinde artık yemek yiyemiyordu. Tereyağlı ekmek, portakal suyu, üzüm suyu, püre ve sütle beslenebiliyordu. Artık kendinde değil, yarı baygın bir şekilde yatıyordu.8 Kasım günü bir ara başını sağa çevirdi ve ‘’Aleykümselam’’ dedi. Sonsözü idi.

10 Kasım Perşembe günü henüz 57 yaşında iken Mustafa Kemal ATATÜRK’ ü kaybettik. Yediden yetmişe tüm ülke gözyaşlarına boğuldu. Halada dinmeyen gözyaşımız ile seni anıyor, seni özlüyor, seni arıyoruz, gök gözlüm. Ruhun şad, mekânın cennet olsun, ‘’ATAM’’. NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE..

Kaynak: Yılmaz Özdil (MUSTAFA KEMAL)