Düşünsenize, aynı sitede oturan birçok aileden birisiniz. Sitenizde bazı komşularınız ile selamlaşırsınız, bazı komşularınız ile hiç görüşmeyebilirsiniz. Bazı komşularınız ile dostane ilişkiler içinde olabilirsiniz. Yine bazı komşularınız ile de ticari ilişkilere de girebilirsiniz. Aynı site içinde yaşayan insanların normal dünyevi ve yaşamsal ilişkileridir bunlar.

 

En üst dublex dairede oturan komşunuz bay krampon ticaretle uğraşıyor. Sizin de hayatın gereği olan bazı mallara ihtiyacınız var. Sizin sahip olduğunuz dairede gözü olan bay krampon size zarar vermek ve aile birliğinizi parçalamak için, almak istediğiniz ürünü size vermek istemiyor ve alamamanız içinde zorluklar çıkararak fiyatını da abartılı bir seviyeye çekiyor. Aldığınız takdirde ise kısıtlı kullanımlar hakkı veriyor. Sizde böyle bir ticari ilişkiye girmenin akıl karı olmadığını düşünüyorsunuz. Peki bu ürünü sadece bay krampon mu üretiyor? Diye araştırıyorsunuz.

Aynı ürünün benzerini çok uzakta olmayan karşı sitenin diğer dublex dairesinde oturan bay potin de üretiyor. Ürünü inceliyorsunuz. Bay krampon’ un malından daha kaliteli, daha kapsamlı ve daha da ucuz. Aynı zamanda bu ürünü daha sonraki aşamalarda birlikte de üretiriz diyor. Eee hali hazırda tercihinizi bay potinin sunduğu malı almakta karar veriyorsunuz. Karşılıklı menfaatlerin oluştuğu gayet normal stratejik ve ticari bir alışveriş olarak görülüyor.

Bu aşamada bay krampon boş durur mu? Sen eğer bay potinin malını alırsan benimle ve sitede yaşayan diğer komşuların ile ilişkilerini bozarım tehdidinde bulunuyor. Senin ve ailenin yaşama hakkını kısıtlarım ! diyor. Sana ve ailene hayatı zindan edecek birçok yaptırımlar ve kısıtlamaları uygulama yolunda, çaba sarf ediyor. Senin düşmanlarını besliyor, koruyor ve sana karşı kullanıyor. Komşularına da sana karşı kısıtlayıcı önlemler almaları konusunda da talimat veriyor. Komşuları da bu talimata sorgusuz biat ediyor. 

Yukarıda mizahi bir dille anlatmaya çalıştığım konuyu anladınız muhakkak. ABD ve Nato’dan ülkemizin savunmasına katkıda bulunabilmek ve oluşan tehditleri bertaraf etmek için almak istediğimiz Patriot savunma füzeleri bunlar.

Şımarık ve bencil ABD kendisini yüzyıldan daha fazla bir süredir dünyaya, diğer ülkelerin patronu olarak kabul ettirdi. Ülkeleri kendi menfaatleri doğrultusunda yönetmek için de dünyanın jandarmalığını yapıyor, maalesef.

Türkiye Cumhuriyeti;18 Şubat 1952 tarihinde 5886 sayılı kanun ile Nato askeri birliğine üye olmuştu. Üye olmamız münasebeti ile Nato Askeri anlaşmasının amacı doğrultusunda ittifakında müşterek savunma taahhüdü olan ve bir ittifak üyesi ülkeye yapılan saldırı Nato üyesi ülkelerine yapılmış sayılarak, caydırıcılık ve ülkenin savunmasına katkı sağlamak, aynı zamanda tehditleri bertaraf etmek anlayışını kapsamaktadır

Daeş terör örgütünün güneydoğu illerimize Suriye topraklarından füze saldırısı yaptığı 2012,2013 yıllarında bizimde üye olduğumuz Birleşmiş Milletler topluluğu ve Nato askeri savunma birliğinden defalarca ülkemizin savunmasına müdahil olmasını istememize rağmen, en sonunda Nato’ dan istediğimiz Patriot füzelerinden Amerikan bataryalarından iki adeti Gaziantep’e, Almanya’nın iki bataryası Kahramanmaraş’a, Hollanda’nın iki bataryası ise Adana’da kurulan birliklere konuşlandırılmıştı. Füzeler Türkiye’nin sınır bütünlüğünü koruyacak ve Nato’nun güneydoğu sınırındaki tehditlere karşı önlem alması amaçlanmıştı.

Konuşlandırılan Patriot füzeleri bir yıl sonra yeni yazılım yapılması gerekliliği bahanesinden(!) dolayı ülkemizden geri çekilmesi sonucunda Nato görevini kısıtlı bir seviyede yapmış ve ülkemizi savunmasız bırakarak zor duruma düşürmüştür.

Bunun yanında ortak olduğumuz ve 1milyar 250 milyon dolar para yatırdığımız, F35 savaş uçağı üretimi ve geliştirilmesi programından Türkiye’yi çıkarak ülkemizi savunma zaafına sokma düşüncesi ile aba altından sopa göstermeye çalışmaktadırlar. Aynı zamanda ortak yan sanayi üretimlerine son vermek için Amerikan senatosunda yapılan toplantılarda ve yetkililerin bire bir söylemlerinde de bu konular sık sık dile getirilmektedir.

Kendi muharip savaş uçağımızı yapana kadar, ülkemizin de ortak olduğu F35 muharip savaş uçağı programına ihtiyacımız var. Bu gerçekleri göz ardı etmememiz gerekiyor.

Ülkemiz herhangi bir saldırıya uğradığı zaman dost bildiklerimizde düşmanımız oluverir. Bundan hiç şüphem yok. Kendi savunma sistemlerimizi geliştirene kadar, ülkemizi savunmasız bırakmak çok yanlıştır. İşte o yüzden Rusya’nın savunma sistemi olan S 400 askeri savunma füze sistemine ihtiyacımız vardır. Atalarımız ‘’su uyur düşman uyumaz.’’ sözünü binlerce yıllık yaşanmışlığa istinaden söylerken boşa söylememişler. Ülkemizin bekası doğrultusunda dış siyasette ülkemizin yapmış olduğu bu gelişmeyi sonuna kadar destekliyorum. Milli birlik ve beraberliğimizin önemi burada ortaya çıkıyor.

Efraim PALA

Sosyal medyada bizi takip edin

Bu hafta öne çıkanlar