İran’a gitmek üzere Van Şişli Öğretmen evinden ayrılarak minibüs ile Saray ilçesi Kapıköy gümrük kapısına doğru yola çıktık. Sınır kapısına grubumuz ile ulaştığımızda bir kargaşa ve tanımsız bir kalabalık ile karşılaştık. Ortamın yabancısı olduğumuz insanların bakışlarından ve davranışlarından anlaşılıyordu.

Türkiye’den İran’a geçmek isteyen tek yabancı grup bizim grubumuzdu. Çünkü sınır kapısından giriş, çıkış yapan kişiler sürekli aynı kişilermiş. O yüzden güvenlik görevlileri dahil olmak üzere herkes herkesi tanıyordu. Pasaport kontrolü sırasında kural tanımayan, sıranın önüne geçen insanların çokluğu karşısında biraz çekindik birazda şaşırdık. Türk ve İran sınır kapılarından geçerek İran topraklarına ayak bastığımızda, İran para birimi Tümen satan kişilerden bir miktar Tümen satın aldık. 240 km uzaklıkta olan Tebriz’ e gitmek için Taksi tutarak yaklaşık 4 saat sürecek olan yolculuğumuza başladık. Azeri Türkü olan şoförümüzle sohbet ederek, eşsiz kar manzaralı dağlar arasından Khoy kentinde kısa bir mola verdikten sonra Tebriz’e ulaştık.

Otelimize ulaştığımızda rehberimiz Samet bey bizleri beklemekte idi. Kısa bir tanışma ve bavullarımızın yerleştirilmesi sonrasında Tebriz’ in şehir merkezini tanımak ve akşam yemeği yemek üzere dışarıya çıktık. İran’ a özgü yemeklerinden yemek amacı ile bir lokantaya girdiğimizde alışık olmadığımız bir safran kokusu ile karşılaştık. Yemek kültürü bizim yemek kültürümüz ile benzeşmekle birlikte, çoğunlukla et yemekleri ağırlığındadır. Safranla marina edilmiş tavuk şiş kebabı olan Cuce kebabı’nın yanında buharda pişmiş yağsız safranlı İran pilavı verilmesi, buradaki insanların et ve pilavı ne kadar çok sevdiklerini göstermektedir.

Kıymetli okurlarım İran’a gitmeyi aylar önce planlamıştık. Bu turistik seyahatimizi duyan etrafımızdaki kişiler, oraya gitmeyin orada savaş çıkacak, çok sıkı kurallar var, şeriat kuralları çerçevesinde tutuklanabilirsiniz telkinleri ile karşılaştık. Tabi doğal olarak zaman zaman endişe duyduk. Ancak İran’a geldiğimizde durumun hiç te öyle endişe verici olmadığını kendi gözlerimiz ile gördük. Bulunduğumuz bölge Güney Azerbaycan bölgesi olduğu için yaşayan insanların tamamına yakını Azeri Türk’ü olması ve Azeri Türkçesi konuşulması bizim yabancı olacağımız düşüncemizi çürüttü. Hangi esnafa gitsek Türkiye’den geldiğimizi anlayıp, İstanbul’dan mı geldiniz sorusu ile birçok kere karşılaştık. Misafirperver olmaları ve herkesin ‘hoş geldiniz’ demeleri kültürümüzün eş değerde olduğunu kanıtlamaktadır.

İranlıların ise ülkemizde en çok, İstanbul, Antalya Ankara ve Konya şehirlerini seyahat ettiklerini öğreniyoruz.

Sokaklarda karşılaştığımız kadınların son derece bakımlı olmaları gözlerden kaçmadı. İran’da son derece yaygın olan ve kadınlar tarafından rağbet gören ve güzellik sırrı olan estetik operasyonların popüler olduğunu öğreniyoruz. Popüler olduğu için estetik operasyonu yaptırmamış genç kadınların sayısı çok az sayıda imiş. Gözlemlerimizde ilk gördüğümüz zorunluluk, kadınların islami usullere göre örtünme zorunluluğu idi. Kadınların örtünme şekilleri farklılık gösteriyordu. Kimileri siyah çarşaf giyse de, özellikle gençlerin oluşturduğu büyük bir kesimin saçları neredeyse yarıya kadar açık olması usulen örtündükleri manasına gelmekte idi. Ayrıca çarşaf giyen kadınların da arap kültüründeki gibi sıkı sıkıya örtünmediği görülmektedir. Gece bile bir kadın yolda tek başına gezebilmektedir. Yani sizin anlayacağınız Türkiye’deki yaşamın bir benzeri ile karşılaşıyoruz.

Tebriz’in Kapalı çarşılarına girdiğinizde kendinizi Mısır çarşısına girdiğinizi zannedersiniz. Tarihi dokuyu bozmadan hala ticari canlılığını koruyan kapalı çarşılarda en çok, baharat çeşitleri, gümüş el işçiliği ve tabiki el dokuması olan o muhteşem İran halıları ile karşılaşıyoruz. Halılar üzerine dokunan gravürlerin gerçeğe yakın renk, desen ve gölgelendirme yapılması bizleri hayran etti. Dolayısı ile Dünya literatüründe haklı olarak bir değer kazanması hakkıdır. El sanatlarının İran’da hala önemini korumakta olduğunu bu halılar da gördük.

Rehberimiz Samet bey’ in görmemizi tavsiye ettiği ve şehir merkezine 60 km uzaklıkta olan küçük Kapadokya olarak adlandırılmış, volkanik kayalardan oluşmuş Kendovan köyünü görmeden gitmek olmazdı.700 yıllık geçmişi olan ve bu evlerde ikamet edilmesi Kapadokya’dan tek farkı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaya oluşumlarının dar ve dik sokaklarına geldiğimizde burnumuzun direğini kıran keskin bir koku bizi etkilese de mevcut duruma hayretler içinde kaldık. Kayaların üzerine oluşturulan küçük pencereler, tv antenleri ve havalandırma bacalarının olması ile tam bir ev oluşturmuş Kendovanlılar. Köyün en önemli özelliği de arıcılığın gelişmiş olması, aldığımız çiçek balı sonrasında İsfahan’a gitmek üzere Tebriz otobüs terminaline doğru yola çıktık.

Efraim Pala

Lafontaine

Sosyal medyada bizi takip edin

Bu hafta öne çıkanlar

Son Haberler

Namlı Metal