Dünya üzerinde insanların ilk topluluklarını kurmaya başladığı zamanlarda, ilk yerleşimlerde kadınlar, soyağacının temel direği ve toplumun öncüleri sayılıyordu. Çünkü kadınlar ilk çağlardan itibaren doğayı daha yakından takip ediyor, gelişmeleri daha özümseyebiliyordu. Dolayısı ile tarım yapmayı kadınlar buldu. Anneden kızına aktarılan bir eğitimle toprağın sırrını vâkıftılar. Erkekler genelde avcılık yaparak aile birimlerinin geçimi ile uğraşırken, çocuklarının bakımı ve evlerinin sorumluluğu yine kadınların üzerine idi. Sahip oldukları doğurganlık özelliği ve toprağın bereketliliği, verimliliği, kadının saygınlığını arttırıyordu.

O çağlarda kadınların yaşlı olanları ’’ bilge kadın’’ olarak toplumda yer alıyorlardı. Bu saygınlık kadınları tanrıça yapacak seviyeye kadar geldi. Uygarlığın beşiği olan ‘’Anadolu’’ adının da buradan geldiğini sanmaktayım. Yine Anadolu coğrafyasında tarih öncesinde birçok ana tanrıçalar var olmuştur. Bunlardan bazıları ise, Artemis, Kibela, Kubaba, Afrodit, Nike diye sıralayabiliriz.

İslamiyet’ten önce cahiliye devrinde doğan kız çocuklarının toprağa gömüldüğünü hepimiz biliyoruzdur. O dönemlerde kız çocuğuna sahip olmak şerefsizlik olarak kabul görüyordu. Hristiyanlarda ise 12. Yüzyıla kadar kadın şeytan olarak görülüyordu. Kadının pis bir varlık olarak kabul edildiği için İncil’e el bile sürdürülmüyordu. Kurulan engizisyon mahkemelerinde suçlu ilan edilerek yakılabiliyordu. Çinlilerde ise insan olarak sayılmaz isim dahi verilmezmiş. Kadına bir, iki, üç diye hitap edilirmiş. Farslarda ve Araplarda ise bir erkeğe birden fazla kadınla evlenme hakkı veriliyormuş. Yine eski Yunan medeniyetlerinde ise kadına önem verilmez, köle pazarlarında satılırmış.

Kendi Türk tarihimize geldiğimizde ise, ailenin temelidir, kadın. Türk kadını kocasına destek vererek ailesinin içinde söz sahibi olmuştur. Ve birçok kararı ortak almaktadırlar. Kadının hiçbir zaman erkeklerden kaçmadığı geleneklerimizdendir. Kadın siyasi ve ekonomik ilişkilerde de söz sahibi olmuştur. Kadınlarımız kılıç kullanır, ata biner ve gerekirse savaşlara katılırlarmış. Eski bir Türk atasözünde ‘’birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik iyi bir kadındır.’’ sözü kadınlarımızı verilen önemi ifade etmektedir. İlk Türk devletimiz, Hunlar ve Göktürklerden itibaren kadın kocanın tek eşi olarak aile yapısı içinde yer almaktadır. Bu yapıda kadın erkek ayrımı yapılmaz, erkeğin tamamlayıcısı olarak görülürdü. Ülkeye gelen elçilerin ağırlanmasında dahi Kağanın yanında yer alır, ülkenin geleceği için söz sahibi olurdu.

Yine bir Türk atasözünde ‘’Ey Türkoğlu, suyu çaydan, kızı soydan al’’ sözü kadınlarımızın cesur ve onurlu olmasını ifade eden önemli bir sözcüktür.

Cumhuriyet Türkiye’sine geldiğimizde, birçok medeni (!!) Avrupa ülkesi olarak adlandırdığımız ülkelerden bile önce, Belediye seçimlerine katılma ve muhtar seçilme hakkının verilmesinden sonra, Atatürk devrimlerinin en önemlisi 5 Aralık 1934 yılından itibaren kadın erkek eşitliği göz önüne alınarak kadınımıza seçme ve seçilme hakkı tanınmış olmasıdır.

Atatürk’ün tüm dünyaya örnek ve öncülük yapan kadınlarımıza bu hakkı tanımasından günümüze kadar, kadın ve erkeğin eşit olması gerektiğini, maalesef toplumumuz kabullenememektedir. Örnek verecek olursak; siyasi alanda TBMM’de bu farklılığı görebiliyoruz. Eşit miktarda kadın milletvekilini görmek hiçbir zaman mümkün olmadı. Kızlarımızın eğitim ve öğretiminde bile Anadolu’nun birçok kesiminde okula gönderilmez, gönderilse bile, okuldan geri alınır, genç yaşlarda evlendirilir. Tarlada veya bahçede işçi olarak çalıştırılır. Ekonomik hayatta ise kadınlarımız söz sahibi olmak için önüne engeller çıkarılmaktadır. Birçok ailede kadının çalışmasına dahi izin verilmemekte, evinden dışarı bile çıkmasına iyi gözle bakılmamaktadır.

İnsanlık tarihi boyunca kadınımızı, ailenin bir bireyi olan ana, ana tanrıca, lider, hükümdar, han’ım yapmışız ama günümüzde bazı vahşi magandalara bir eş bile yapamamışız, maalesef. Bugün geldiğimiz noktada aile yapımız içinde kadına eşit hakları vermediğimizden dolayı, şiddet ve kötü muamele sonucunda her yıl yüzlerde kadının kocaları veya aileleri tarafından darp edilmeleri, yaralanmaları ve (recm edilmeleri) öldürülmeleri bizim geleneklerimizde olmayan bir davranış biçimidir. Modern dünyamızda aileler içinde, güçlünün haklı olduğunu varsayan ataerkil bir düzeni kabul etmek mümkün değildir.

Kötü muameleye maruz kalan kadınlarımızı koruyucu kanunlarımızın elden geçirilmesi ve caydırıcı gücü olmasını temenni ediyorum. Ailelerimizden ise, Arap kültüründen gelmiş olan kadınımıza kötü davranma biçimini terk ederek, Türk örf ve adetlerine göre kadınımıza saygı göstermeyi dilemekten başka bir şey kalmıyor, anlaşılan!

Efraim PALA

mudanyacicek.com sunar

Mudanya Nöbetçi Eczaneleri

Sosyal medyada bizi takip edin

facebook'ta mudanya.gen.tr'yi takip edin twitter'da Mudanya.gen.tr'yi takip edin youtube'da mudanyagentr'yi takip edin

Bu hafta öne çıkanlar