Güncel Haber

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde, Edirne’den bırakılan bir maymunun hiç yere inmeden İran’a kadar gidebileceği belirtilir. Mübalağa olmazsa Anadolu’nun orman ile kaplı olduğunu belirten bir bilgidir, bu.

Bugün ise doğal şartlarla çıkan orman yangınlarının yanı sıra bilinçli ve kasıtlı çıkarılan yangınlara da maruz kalmaktadır, güzel ülkemiz. Konut ve otel alanları yanı sıra tarım arazisi açmak ve maden arama nedeni ile ormanlarımız yok ediliyor. Bunlardan dolayı; ülkemizdeki doğanın, yani ormanlarımızın varlığı % 27‘lere kadar düşmüştür, ne yazık ki.

Geçen yıl mecliste verilen bir önergeye, Enerji Bakanının verdiği cevabında; ülkemizde maden arayan 155 şirketin olduğunu ve bu şirketlere 279 maden arama ruhsatı verildiğini açıklaması, beni hayrete düşürdü.
TBMM’sine, 2003 yılından 2019 yılına kadar yani 16 yılda 15 kez getirilen kanun teklifi ile değiştirilen bir maden yasamız var. Getirilen bu düzenlemeler ile mevcut yasada önemli değişiklikler yapılıyor. Bu değişikliklerin kaynağı nedir bilemiyorum, ama yabancı şirketlerin yerli ortakları ile maden arama sektöründe önemli pay elde etmeleri doğrultusunda yapılan düzenlemeler olduğu düşüncesi hâkim oluyor bende.!

Ülkemizde maden arama şirketleri Amerikan, İngiliz, Kanada, Fransız şirketlerinin başını çektiği emperyalist ülkeler oluşturmaktadır. Aradıkları maden ise en değerli maden olan yani ne hikmetse altın oluyor. Aradıkları altın madeni ülkemizin ciğerleri olarak tabir ettiğimiz Kaz dağlarında, Karadeniz ormanlarında, Akdeniz’in doğal güzelliklerinde ve Marmara bölgesinde oluyor.

Köylere, kasabalara yakın alanlarda doğal flora önemsenmeden, siyanür kullanılarak çıkarılmak istenen bu faaliyetlerde tam bir doğa katliamı yaşanmaktadır. Ekmeğini tarım ve hayvancılıktan kazanan vatandaşların yaşama hakları düşünülmüyor. Ormanların içerisinde yaşayan hayvanlar, bitkiler yani doğal hayat yok ediliyor. Yeraltı sularını çok tehlikeli olan siyanür zehri ile kirletiyorlar.

Halkın, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın, milletvekillerinin direnişleri genelde boşa çıkıyor. Doğruyu yansıtmayan ÇED raporları ile ülkemizin katliamına devam ediliyor.
Madene ihtiyacı olan şirketler, çok ihtiyaçları varsa gitsinler kendi ülkelerinin madenlerini çıkarsınlar. Çıkardıkları maden bitince parasını cebine koyarak, zenginliklerine zenginlik katarak çekip gidiyorlar. Katlettiği doğa ile bizleri yalnız bırakıp başka yolunacak kaz arıyorlar.

2 ağacın 4 kişilik bir ailenin ömür boyu oksijen ihtiyacını karşıladığını biliyoruz. Küresel iklim değişikliği ile mücadelede en önemli faktörün ağaç dikmek ve yeşil doğayı korumak olduğunu bilmemize rağmen, ne hikmetse(!) bindiğimiz dalı kesmeye devam ediyoruz.

İşte kuraklıkla yüz yüze geldiğimiz bu günlerde yağmur ve kar yağması için duaya çıkmadan önce, doğayı korumayı öğrenmeliyiz. Sonuç üzerinde kafa yormaktan, sebebi üzerinde biz ne yapıyoruz deyip, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmeliyiz, artık. Çünkü vakit geçiyor.

Ülkemizin yeraltı zenginlikleri milletimizin menfaati doğrultusunda mutlaka değerlendirilmelidir.

Ancak;

Maden arama kanununda değişiklik yaparak, tarıma elverişsiz alanlarda insanları ve tabiatı tehdit etmeden maden aranması konusunda yasa değişikli yapılmalı. Ormanlar yakılıp, yıkılarak İmar değişikliği yapılarak doğamızı betona mahkûm etmemeliyiz. Tarım alanı açmak için ormanların katline son vermeliyiz. Yani doğa ile barışık yaşamayı öğrenmeliyiz.

Ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini düşündüğümüzde, en önemli işimiz çok geç kalmadan ağaç dikmek olmalı, ağaç!. Çünkü bir ağaç yetişkin hale 30 yılda gelebiliyor. Oda böyle ortamda şansı varsa tabi.

Efraim PALA