Türk dünyasının 4 bin yıllık tarihi boyunca yaklaşık 180 tane Türk devleti kurulmuştur. Ancak bunlardan 16 tanesi dünya üzerinde hâkimiyet sağladığından dolayı tarihin sayfalarında yer almıştır.

Hunlar, İlk büyük Türk devletidir. M.Ö. 250’den M.S. 216’ya kadar hüküm sürmüştür. Türklük dünyasının öncüleri olarak bilinir. Büyük Hunların ilk bilinen İmparatoru Teoman’dır. Hunları bütün Dünya’ya tanıtan en önemli hükümdar ise, hiç kuşkusuz büyük bir komutan ve hükümdar olan Metehan’dır. Hatta Çin Seddi’nin yapımına göz atıldığında Çinliler Çin seddini M.Ö 214 yılında Hunların saldırılarından korunmak için inşa etmişlerdir. Mete Han döneminde devletin sınırları Japon Denizi’nden Hazar Denizi’ne kadar geniş bir bölgeyi kapsayarak dünya devleti haline geldiği bilinmektedir. Bu tarihlerde Çin ile yapılan savaşlarda Hunları yapılan Çin seddi dahi durduramamış, değişik dönemlerde yapılan akınlar sonrasında Çin imparatorluğu vergiye dahi bağlanmıştır. Hun devletinin yıkılmasından dolayı, Batı Hun devleti, Avrupa Hun devleti ve sırası ile Ak hun devleti kurulmuştur. Öyle ki M.S. 552 yılına gelene kadar.

Ancak ilk kez Türk adı 552 yılları ile 744 yılları arasında hüküm sürmüş olan Göktürk devleti ile ortaya çıkmıştır. Göktürk devletinin başına geçen Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin ve veziri Tonyukuk ile devleti güçlü ve topraklarını iç Asya’nın tamamına yaklaşık bir alana kadar büyütmüştü. Göktürklerin yaklaşık 200 yıl süren hükümdarlığı boyunca en büyük düşmanları Çinliler olmuştur. Savaş ile Göktürkleri alt edemeyeceğini bilen Çinliler sürekli entrikalar çevirerek, prenseslerini gelin olarak vererek, değerli ipek kumaşlar ve değerli taşlar göndererek iyi komşu rolünü oynamıştır. Fakat yine de boş durmamakta diğer Türk boylarını da kışkırtarak Türklerin kendi içinde kargaşa halinde olmalarından faydalanıp zaman zaman Göktürk devletini hegemonyası altına almayı başarmıştır. Türk kağan hanedanını ve halkını Çine getirerek zenginlik ve sefahat içinde yaşatarak asimile etmeyi uzun yıllar başarmıştır ki, Çin özentisinden dolayı Türkler çocuklarının isimlerini dahi Çin isimleri koyacak ve Çin’de yaşamayı tercih edecek seviyeye kadar varmıştır. Hatta Bilge Kağan, Budizmi kendi ülkesinde yayma sevdasına dahi girmiş olup, bu sevdasından vezir Tonyukuk vaz geçirtmiştir. Şükürler olsun ki vezir Tonyukuk bu konuda başarılı olmuştur.

EFRAİM PALA SOYDAŞLARIMIZA YAPILAN ZULÜM’Ü HALA GÖRMEYECEKMİYİZ?

Önce veziri Tonyukuk, sonra kardeşi Kül tigin’i kaybeden Bilge kağan, ’’gören gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu ‘’diye üzüntülerini dile getirmiştir. Veziri, kardeşi ve kendi adına yazılı ilk Türk kitabelerini oluşturan Bilge kağan bu bilgilerin günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Bu kitabelerde, Göktürklerin yaşayış biçimleri düşmanları ile olan ilişkileri, o günün güncel olayları ve halkına yapılan hizmetleri ile ileride halkının nasıl davranması gerektiğini ifade eden nasihatler ve bilgiler yer almaktadır. Bilge Kağanın diktirdiği bu kitabelerden daha fazlasını Çin kayıtlarından çıkararak Asya Türkleri hakkında en büyük bilgileri edinebiliyoruz.

774 yılında Göktürk devleti Uygur Türkleri tarafından yıkılması ile bu topraklarda Uygur hâkimiyeti başlamıştır. Ve yüzyıllardır Çinliler ile mücadele ederek defalarca yıkılan devletlerini yeniden kurmuşlar en sonunda,1884 yılına kadar Çinlilerin sürekli saldırılarına maruz kalan Uygur Türkleri bu tarihten sonra Çin imparatorunun emriyle 19. eyalet olarak Çin’e bağlanmıştır. Çin sömürgesine karşı 60 civarında ayaklanma yaparak özgürlüğüne kavuşmak istemişlerse de başarılı olamamışlardır.

Orta Asya da yaklaşık 2500 yıldır süregelen, Çin- Türk ilişkilerini kısaca açıklamaya çalıştım. İşte bu sarı benizli Çinlerin genlerinde olan bu Türk düşmanlığından dolayı bugün çaresiz, masum olan Uygur Türklerine zalimce davranarak, çoluk çocuk sebepsiz yere işkence edip ölümlerine neden olmakta ve ata topraklarından sürgün etmeye çalışmaktadırlar. Doğu Türkistan Sincan özerk bölgesinde ki Uygur Türklerine yaptıkları zulümlerin özü, tarihten beri genlerine işlenmiş olan bu hınçlarının dışa vurumu dur.

İsrail hükümetinin, Filistinli Araplara ile Esat hükümetinin Suriyeli Araplara yaptığı zulme ve katliamlara gösterdiğimiz tepki ve hassasiyet, Sincan Özerk bölgesinde baskı altındaki soydaşlarımıza gösterilmemesi ve bunu önlemek için hiçbir girişimde bulunulmamasına mana verememekteyim. Çinin baskı ve zulmünden kaçarak ülkemize sığınan ve sığınmacı olduğu anlaşılınca sınır dışı edilmek istenen soydaşlarımıza, maalesef bir zulümde biz yapıyoruz.! . Soydaşlarımıza yapılan bu zulümler karşısında öncelikte Türk dünyasının birlik olarak BM ve uluslararası platformda tepki gösterip, önlem alınmasını sağlamalıyız. Kendi soydaşlarımıza sahip çıkmalıyız.

5 milyon Suriyeli Arap’ı, yurdumuzda koruma altına aldığımız ve ülke kaynaklarını aktardığımız bu yıllarda, birkaç bin Çin zulmüne uğramış olan soydaşlarımıza sahip çıkamıyorsak, kendi benliğimizi sorgulamaktan başka bir şey kalmıyor, anlaşılan!

Efraim PALA

 

Sosyal medyada bizi takip edin

Bu hafta öne çıkanlar