Güncel Haber

Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1000 odalı sarayda cami ve din görevlileri haftasında yapmış olduğu açıklamada, ‘’Bu hayatın albenisine kendini kaptıran insan, dünyasını da ahiretini de kaybeder’’ ve ‘’Müminin görevi varlıkta şımarmamak, yoklukta sabretmektir. Gerçek mümin acıyı bal eyleyendir’’ ifadelerini kullanmıştı.

Ülkemizde uzun süredir yaşanmakta olan ekonomik krize bu sözlerle çözüm üretmeye çalıştı, herhalde Sayın Cumhurbaşkanı!. Halkına yoklukta sabretmeyi hatırlatırken, bende Sayıştay tarafından Cumhurbaşkanlığının yani Külliyenin, 2019 yılının harcamalarındaki aşırı artışı hatırlatmak istiyorum.

Sayıştay’ın raporunda, Cumhurbaşkanlığının, yani sarayın 2019 yılında günlük harcaması,10 milyon 51 bin lira olmuş. Yıllık harcaması ise 3 milyar 668 milyon liraya çıkmış.
Oysa; 2018 yılında sarayın günlük harcaması, 2 milyon 589 bin lira olarak gerçekleşmiş. Yıllık bazda ise 943 milyon 643 bin lira olduğu Sayıştay’ın raporlarında görülmektedir. Yani sarayın harcamaları 2018 den, 2019 yılına ‘’bir yılda, yaklaşık 4 kat artması’’, ‘’bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu’’ deyimi ile benzeştiği aşikârdır.

Öte yandan; Hazine, yurt dışına yani İngiltere, ABD, A.B. ve Arap ülkelerinden 5 yıllık bir süre içinde 6,40 oranında yüksek faizle 2,5 milyar dolar tahvil satışı gerçekleştirdi. Bunun yanında, yurt içinden de 18,4 ton altına dayalı borçlanılması ekonomik olarak ipotek edildiğimizin delili olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’ta daha dün, emeklilerin refah seviyelerini arttırdıklarını, "Çalışarak ülkemizin kalkınmasına katkı sunan, alın teri döken, ülkemizin her bir karışında emeği ve hizmeti olan emeklilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.” açıklamasını yapmasının nedeni, yukarıdaki borçlanma sayesinde mi oluyor acaba.? Soruyorum..?
Virüs salgını ile mücadele eden halkımız, salgının etkileri altında ekonomik olarak ayakta durmaya çalışırken, yani yoklukta sabretmeyi öğrenip acıyı bal eylerken, sarayın haleti ruhu’ da varlıkta şımarmış görüntüsü vermektedir.

Hal böyle olunca halkın; uzun vadede borçlandırılmaya geleceği ipotek altına alınmaya devam edilmektedir. Gelecek yıllarda da hazinenin hesapsız borçlanmasının bedelini ödeyecek olan halkımız, çaresizlik içinde kıvranmaya devam etmektedir.

Vatandaş, 13,4 oranındaki işsizlikle, elektrik faturalarındaki yüksek zam oranları, doğalgaza yapılan aşırı zam artışları, en önemlisi ise su faturalarındaki vergilerin vergisini ve haksız olarak fatura edilen katı atık bedellerini ödemek için çırpınmakta ve bu vergiler altında ezilmektedir.

Bursa’da, vatandaşın ekonomik alandaki bu çırpınışını gören İYİ Parti Bursa İl başkanı Selçuk Türkoğlu oldu. ‘’Velhasıl Bursa’da su faturaları kazıktan ibarettir’’ diyen Türkoğlu, su faturalarındaki yüksek bedellerin indirilmesi için sonuna kadar mücadelemize devam edeceğiz demesi ile halkını düşünen bir lider olarak karşımıza çıkmaktadır.
Selçuk Türkoğlu ve teşkilatı, su faturalarındaki yüksek bedellerin ve katı atık bedellerinin dudak uçuklatan artışına dur dedi. Su sayaçlarını Buski binası kapısında kırarak halkın zor durumuna çözüm üretmeye çalıştı. Sonuca ulaştı da, İYİ Parti İl Başkanı ve Teşkilatı.

Birkaç gün sonra Büyükşehir belediyesi Başkanı Alinur Aktaş, katı atık bedellerini Büyükşehir’in almayacağını duyurarak su faturalarındaki artıştan kaynaklanan tansiyonu düşürmeye çalışarak, kendisine pay çıkarmaya çalıştı.

İşte halkımızın İYİ Parti Bursa İl Başkanı Selçuk Türkoğlu gibi liderlere ihtiyacı var. Kötü yönetilmenin bedelini yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi masum halk ödememeli.
Halkın, iktidar için değil, iktidarların halkı için var olması gerektiğini artık vatandaşlarımızın bilmesi gerekiyor….

Efraim PALA