Kapadokya Seyahat kültür ve sosyal yaşam kulübü üyeleri ile yaklaşık bir ay önce planladığımız Bilecik ve çevresine yapacağımız seyahat için sabahın 06:00’sında ayaklandık. Zaten her seyahat öncesinde geceden tetiklendiğim için sabaha kadar birçok kez uyanmayı da ihmal etmedim. Sabah kahvaltısını Bozcaarmut köyü göl kenarında yapacağımızdan eşimin hazırladığı kahvaltılıklar gibi, tüm gezi katılımcıları da kurabiye, börek, kek gibi kahvaltılıkları akşamdan hazır etmiştiler. Nilüfer metro istasyonunda ilk grubumuz ile aracımıza binerek 06:30 da, kent meydanı ve yıldırım duraklarından geziye katılacak arkadaşlarımızı aracımıza alarak yola çıktık. İlk durağımız Bozcaarmut köyü gölet’ i yanındaki piknik alanı oldu,

bol oksijenli, kuşların cıvıl cıvıl şarkılar söylediği ortamda, arkadaşlarımızın hazırlamış oldukları kahvaltılıkları yiyip çayımızı yudumladıktan sonra, orman alanını da keşfe başladık. Gölün etrafını dolaşarak güzelliği yaşamak istedik. Gölün kenarında çadır kurarak tatil yapan birçok tatilcileri gördük ve onlar ile selamlaşarak yolumuza devam ettik. Nurcan hanımın başkanlığını yaptığı ekibimizin yaptığı yürüyüşte hem fotoğraf çekmek hem de doğayı izlemek isteği ve sol dizimdeki ağrı sebebi ile de yavaşladığımı ve grubumuzdan biraz geri kaldığımı, Nurcan hanımın uyarısıyla anlayıp adımlarımı hızlandırmak zorunda kaldım. Fakat göldeki ormanların siluetinin göl yüzeyine yansıması ve nilüferlere benzeyen ve ismini bilmediğim bitkilerin göle farklı bir ambians katması önce beni, sonra tüm grubumuzu etkiledi. Kısa bir yürüyüşten sonra gölün diğer tarafında bizi bekleyen aracımıza ulaşarak, Kınık kırsal turizm alanına doğru harekete geçtik. Daha önce hiç bu alanlara gelmediğimiz için zaman zaman navigasyon desteğine ihtiyacımız oldu. Çevre ormanlık ve doğa harikası alanlar olduğu için Bolu Abant’ın bir benzeri hissiyatını uyandırdı bizlere.

Yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra Kınık kırsal turizm köy merkezine ulaştık. Cevdet beyin daha önce irtibat sağladığı çömlek ustası ve eğitmeni olan İsmail Bey bizleri köyün misafirlerinin ağırlandığı park alanında karşıladı. Toprak çömlekte pişen kahvelerimizi, toprak fincanlarda içerken İsmail beyde bizlere köyün geçmişi hakkında bilgilendirme yaptı. Hoş sohbet ile nefis kahvelerimizi yudumladıktan sonra eşimin arkadaşlarına kısacık zaman diliminde kahve falı bakmaya çalıştığını gördüm. İsmail Bey bizleri çömlek atölyesine davet ederek toprağın işlenerek çeşitli şekillerde çömlek, yapılmasını büyük ustalık ve beceri ile bizlere anlatarak yapması bizi el becerisine hayran ettirdi. Toprağın biçimlendirilmesi ile sonraki aşama olan fırınlanması etaplarını anlatması sonrasında, yapılan işin hiçte kolay olmadığını anlamış olduk. İsmail beyin değişik çömlek yapılmış ürünlerin örneklerini de sergilemesi bizlere görsel bir haz verdi. Dileyen arkadaşlarımızın yapılmış çömleklerden hatıra olarak satın almaları sonrasında Kınık köyünden, öyle yemeğimizi yemek üzere Kurşunlu eko turizm köyüne doğru yola çıktık.

Türkiye’nin sosyal girişimci köylü kadın fenomeni Bedriye Berber Engin hanımefendinin misafiri olarak Kurşunlu köyü yolunda taze fasulye ekili alanların, çilek tarlaları ile ay çekirdeği tarlalarından geçerken etraftaki dağların oluşumunu da hayranlıkla izlemeye devam ettik. Kurşunlu köyüne ulaştığımızda öyle yemeği hazırlıklarını tamamlamış olan Bedriye hanımın evinin doğal ve ekolojik dengenin hâkim olduğu bahçesinde kendimizi bulduk. Yaklaşık bir dönüm olan bahçesinde bizleri küçük ördek yavruları ile tavuklar ve pisicikler karşıladı. Biz misafirler için 2 ayrı çardakta masa düzenleri hazırlanmıştı. Kısa bir tanışma faslından sonra doğal şartlarda yetiştirilmiş ürünlerin olduğu öyle yemeği menüsüne geçtik. Bedriye hanımın tüm yiyecekleri kendi doğal imkânları ile yetiştirip ürüne dönüştürmesi ve bir oda dolusu ev tarhanasını da kurumaya bırakmış halde bulduk.

Türkiye’nin sosyal girişimci köylü kadın fenomeni Bedriye Berber Engin hanımefendinin misafiri olarak Kurşunlu köyü yolunda taze fasulye ekili alanların, çilek tarlaları ile ay çekirdeği tarlalarından geçerken etraftaki dağların oluşumunu da hayranlıkla izlemeye devam ettik.

Köy kadınlarını örgütleyen Bedriye Berber Engin hanımefendi, köylerini ziyarete gelen 60 kadar ziyaretçiyi de ağırlayabileceklerini ve diğer köy kadınlarını örgütleyerek, hem Kurşunlu köyünün turizmini canlandırmayı başarmış, hem de kadınlarımızın neler başarabileceğini ispat etmiş. Bu başarısından dolayı Bedriye hanım Türkiye genelinde girişimci kadınlar adına ödülleri olan zaman zaman değişik platformlarda ve televizyon programlarında konuşmacı olarak davet edilen bilgili, kültürlü, girişimci, sohbeti dinlenen fenomen bir kadın olmuş. Hatta uluslararası yarışmalarda bile ülkemizi değişik platformlarda temsil ederek onurlandırmış. Bu girişimi ile de birçok kadınlarımıza örnek olmayı başarmış bir hanımefendidir. Kendisini bir çiftçi, bir köylü, bir girişimci ve bir kitapsever olarak tanımlayan Bedriye hanım hayatı boyunca 2700 civarında kitap okuduğunu gururla ifade etti. Bununla birlikte İşim gücüm yaşamak başlığı altında hayat boyu anılarını derlediği kitabını da okurlara sunmaktadır. Kendisinin örgütlediği köyün diğer kadınlarının da misafir aldığı komşusunun evine giderek çalışma faaliyetleri ile bahçede kazanlarda kaynayan salçaları beylerin kepçeler ile karıştırdıklarını da görme şansımız da oldu. Bu güzel ortamda, samimi duygulardan sonra tekrar buluşmak üzere Kınık köyünden Osmanlı imparatorluğumuzun ilk temellerinin atıldığı Söğüt ilçesine doğru hareket ettik.

Söğüt kent meydanına geldiğimizde akşamüzeri 16:30 civarı idi. Ertuğrul gazi türbesini ziyaret ederek Halime hatun, Ertuğrul gazinin kardeşleri ve silah arkadaşlarının mezarlarında dualarımızı okuduktan sonra, o zamanı bizlere yaşatan askerlerin nöbet değişimi görseline de şahit olduk. Çok gururlandık ve gözlemiz doldu diyebilirim. Bu duygusal ortamdan ayrılarak Söğüt müzesini de gezmek istedik. Ancak müzenin kapanmasına yetişmiş olmamız ile Cevdet beyin görevliye ısrarları sonuç verince kısa bir süreliğine müzeye girdik ve o zamanın kıyafetlerini, silahları ve kullanılan el aletlerin görme şansımız oldu. Kısa ziyaret sonrasında görevlinin uyarısı ile müzeyi terk ettik ve Osmaneli ilçesine doğru gitmek için aracımızda buluştuk.

Kurtuluş savaşı öncesinde Ermeni ve Rum asıllı insanlarında çok yaşadığı Osmaneli ilçesinde yapılan evlerin birçoğu bana Mudanya Giritli mahallesindeki evlerin dokusunu anımsattı. Mahalle ve sokaklarında birçoğu restore edilmiş evleri görme şansından sonra bir çay bahçesinde çay içerek soluklanma molası verdik. Akşam olduğu ve havanın kararmaya başlaması sonrasında İznik üzerinden Bursa’ya dönüş yoluna geçmeye karar verdik. Böylelikle dolu dolu geçirdiğimiz, başta ismini ve içeriğini açıkladığım grubumuz da, üyelerimizin amacına ulaşmış birçok mutlu insan ifadesi gördüm. Bundan sonrada görmeye devam edeceğim anlaşılan.

Efraim PALA