Takvimler 17 Ağustos’u gösterdiğinde, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük acılardan birini yeniden hatırlıyoruz.

Saat 03.02…

17 agustos depremi a enez ekim

Milyonlarca insanın uykuda olduğu bir gecede, yaklaşık 45 saniye süren sarsıntı Marmara’yı yerinden oynattı. Gölcük, İzmit, Yalova, Sakarya ve İstanbul başta olmak üzere geniş bir coğrafyada binlerce insan hayatını kaybetti. O 45 saniye, geride yalnızca yıkılmış binalar bırakmadı; Türkiye’ye çok ağır bir ders verdi:

Deprem öldürmez; hazırlıksızlık öldürür.

Bugün 17 Ağustos 1999’un üzerinden 27 yıl geçti. Peki biz 27 yılda ne öğrendik? Daha önemlisi… Mudanya olarak ne kadar hazırız?

Deprem Sadece Binalardan İbaret Değildir

Deprem denildiğinde çoğu zaman aklımıza ilk olarak binaların dayanıklılığı geliyor. Elbette bu, meselenin en önemli parçasıdır. Ancak deprem gerçeğini yalnızca "hangi bina yıkılır?" sorusuna indirgemek büyük bir eksikliktir.

Çünkü büyük bir depremde şehir yalnızca binalarıyla sınanmaz; Yollarıyla, köprüleriyle, istinat duvarlarıyla, altyapısıyla, elektrik ve su sistemleriyle, itfaiye ve ambulans erişimiyle, toplanma alanlarıyla, ulaşım kapasitesiyle, kıyı bölgeleriyle ve bütün bunların birbirleriyle olan ilişkisiyle sınanır. İşte tam da bu nedenle deprem hazırlığı, yalnızca bina yenilemek değildir. Deprem hazırlığı, kenti bütün olarak hazırlamaktır.

Mudanya’nın Coğrafyası Bize Zaten Önemli Bir Şey Söylüyor

Mudanya düz bir ova değildir. Kıyıdan itibaren hızla yükselen eğimli alanları, farklı zemin özellikleri, dere yatakları, su hareketleri ve yer yer yüksek eğimli topoğrafyasıyla kendine özgü bir coğrafyaya sahiptir. Bu nedenle Mudanya’da şehircilik anlayışı, arazinin doğal özelliklerinden bağımsız düşünülemez.

Mudanya’da kent genelinde zaman zaman gözlemlenen yol çökmeleri, muhtelif bölgelerdeki istinat duvarlarında meydana gelen hasarlar ve yoğun yağışlar sonrasında ortaya çıkan deformasyonlar yalnızca münferit olaylar olarak görülmemelidir. Bu coğrafyada zemini, suyu, eğimi ve yapılaşmayı birlikte değerlendirmek zorundayız.

Özellikle eğimli bölgelerde bulunan yüksek istinat duvarları, yollar ve yapıların birbirleriyle olan ilişkisi yalnızca günlük yaşam açısından değil, afet anındaki güvenlik açısından da değerlendirilmelidir. Bugün yağmur nedeniyle zarar görebilen bir ulaşım aksının, yarın deprem sonrasında ne hale geleceğini düşünmek zorundayız. Çünkü afet anında yol yalnızca yol değildir; hayat kurtaran bir koridordur.

Artık Elimizde Sadece Endişeler Değil, Veriler de Olmalı

Deprem konusunda en tehlikeli yaklaşım, riskleri yalnızca deprem olduktan sonra konuşmaktır. Mudanya açısından artık soruyu "Deprem riski var mı?" şeklinde sormanın ötesine taşımamız gerekiyor.

Çünkü ilçenin yapı stokunun ve deprem riskinin değerlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılmış durumda. Mudanya Belediyesi tarafından gerçekleştirilen Bina Envanteri ve Deprem Risk Analizi çalışmaları, ilçedeki yapı stokunun deprem güvenliği açısından değerlendirilmesi bakımından önemli bir veri tabanı oluşturuyor.

Bu noktada artık asıl soru şudur:

  • Riskleri tespit ettikten sonra ne yapıyoruz?
  • Hangi bölgeleri önceliklendiriyoruz?
  • Hangi yapıları önce dönüştürüyoruz?
  • Hangi yolları ve altyapıları güçlendiriyoruz?
  • Hangi alanları afet sonrasında kullanılabilir hale getiriyoruz?

Çünkü risk analizi tek başına çözüm değildir. Riskin tespit edilmesi başlangıçtır; asıl mesele o riski azaltacak şehircilik politikalarını hayata geçirmektir.

Depremde Sağlam Bina Yetmez

Bir düşünelim… Mudanya’da bir bina deprem yönetmeliğine uygun olarak yenilendi. Bina sağlam.

  • Peki hemen önündeki yol enkaz nedeniyle kapanırsa?
  • İtfaiye ve ambulans nasıl ulaşacak?
  • İnsanlar nerede toplanacak?
  • Elektrik, su ve kanalizasyon sistemleri zarar görürse müdahale nasıl yapılacak?
  • Enkaz kaldırma araçları bölgeye nasıl girecek?

İşte burada "bina yenilemek" ile "kenti dönüştürmek" arasındaki hayati fark ortaya çıkıyor. Bir yapının güvenli hale getirilmesi önemlidir. Ancak afetlere dirençli bir kent oluşturmak bundan çok daha büyük bir planlama meselesidir.

Parsel Bazlı Dönüşüm Gerçekten Kentsel Dönüşüm mü?

Mudanya’da son dönemde "yerinde dönüşüm" veya "parsel bazlı dönüşüm" yaklaşımı sıkça gündeme geliyor. Riskli bir binanın güvenli hale getirilmesi elbette önemlidir. Ancak bir binanın yenilenmesi ile bir mahallenin afet riskinin azaltılması aynı şey değildir.

Parsel bazlı dönüşüm tek başına;

  • ❌ Otopark sorununu çözmez.
  • ❌ Yeni yeşil alan ve sosyal donatı üretmez.
  • ❌ Yol kapasitesini kendiliğinden artırmaz.
  • ❌ Afet toplanma alanı oluşturmaz.
  • ❌ Altyapının kapasitesini otomatik olarak artırmaz.
  • ❌ Mahalle ölçeğindeki acil müdahale erişimini kendiliğinden garanti etmez.

Elbette bütün bu sorunlar başka planlama araçlarıyla ayrıca çözülebilir. Ancak mesele tam da burada başlıyor: Kentsel dönüşümün amacı yalnızca binayı yenilemek değil, o binanın içinde bulunduğu kentsel çevreyi de daha güvenli ve yaşanabilir hale getirmek olmalıdır. Eski binanın yerine yeni bir bina yapılması, eğer çevresindeki kentsel sorunlar olduğu gibi kalıyorsa, bize öncelikle yeni bir bina kazandırır. Oysa ihtiyacımız olan şey daha güvenli bir kenttir.

Gerçek Kentsel Dönüşüm Bina Değil, Alan Dönüştürür

Gerçek kentsel dönüşüm; sokağı, adayı, mahalleyi, ulaşımı, otoparkı, yeşil alanı, sosyal donatıyı, altyapıyı ve afet güvenliğini birlikte ele almaktır. Bir binanın sağlam olması önemlidir. Ama çevresindeki binalar riskliyse, sokak dar ise, itfaiye giremiyorsa, toplanma alanı yetersizse ve altyapı kapasitesi sorunluysa, o binanın tek başına yenilenmesi Mudanya’nın deprem riskini ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle kentsel dönüşümün hedefi; "Kaç bina yenilendi?" değil, "Kaç mahallenin afet riski azaltıldı?" olmalıdır.

Ulaşım ve Toplanma Alanları Hayat Kurtarır

Bugün Mudanya’da trafik sıkışıklığını günlük hayatın bir sorunu olarak konuşuyoruz. Oysa büyük bir deprem senaryosunda ulaşım meselesi doğrudan bir hayat kurtarma meselesidir. Deprem sonrasında yeni bir yol yapamayız. O yolun depremden önce hazır olması gerekir. Acil durumlarda kullanılacak ana ulaşım koridorları ve alternatif güzergâhlar şimdiden belirlenmeli, kritik yolların afet sonrasında işlevini sürdürebilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır.

Aynı şekilde afet toplanma alanları da yalnızca haritada gösterilen sembolik alanlar olmamalıdır. Bir alanın toplanma alanı olarak belirlenmesi tek başına yeterli değildir. Alan; ulaşılabilir olmalı, yeterli kapasiteye sahip olmalı, temel ihtiyaçların karşılanmasına uygun altyapıya sahip olmalı ve çevresindeki ulaşım bağlantılarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Ve en önemlisi vatandaş, deprem anında nereye gideceğini önceden bilmelidir.

Depremden Sonraki İlk 72 Saat

Deprem hazırlığını sadece deprem anına kadar düşünmek de yeterli değildir. Asıl kritik dönem, depremden sonraki ilk saatler ve günlerdir. Bir deprem senaryosu üzerinden Mudanya’ya şu soruları sormalıyız:

  • İlk 6 saatte ne olacak?
  • Ambulanslar hangi güzergâhlardan ilerleyecek?
  • İtfaiye hangi yollardan bölgelere ulaşacak?
  • Arama-kurtarma ekipleri nerelerde konuşlanacak?
  • Enkaz kaldırma araçları hangi güzergâhları kullanacak?
  • Elektrik ve su kesintilerine karşı hangi alternatifler devreye girecek?
  • Haberleşme sistemleri çalışmazsa nasıl iletişim kurulacak?
  • Ve belki de en önemlisi: Vatandaşlar ilk 72 saati nerede ve nasıl geçirecek?

Bunlar deprem olduktan sonra cevaplanacak sorular değildir. Bu soruların cevapları depremden önce hazırlanmış olmalıdır.

Kıyı Mudanya’yı Ayrıca Düşünmek Zorundayız

Mudanya bir kıyı kentidir. Bu nedenle deprem hazırlığı yapılırken kıyı kesimi ayrıca değerlendirilmelidir. Kıyıdaki yapılaşma, zemin koşulları, sıvılaşma potansiyeli bulunan alanlar, sahil şeridi, liman bağlantıları, ulaşım ve altyapı sistemleri birlikte ele alınmalıdır.

Kıyı alanlarının deprem sonrası ortaya çıkabilecek ikincil etkiler açısından da değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle Mudanya’nın kıyı kesimi için yalnızca yapı güvenliğine değil; zemin davranışına, ulaşım sürekliliğine, altyapıya ve afet sonrası erişilebilirliğe odaklanan bütünleşik senaryolar hazırlanmalıdır.

Mudanya İçin Ne Yapılmalı? (Deprem ve Kentsel Dönüşüm Master Planı)

Mudanya’da deprem hazırlığı tek bir proje olarak değil, bütüncül bir Deprem ve Kentsel Dönüşüm Master Planı olarak ele alınmalıdır:

  1. Mahalle Bazlı Yapı Analizi: Yapı stoku sadece bina yaşıyla değil; yapı sistemi, zemin, kat sayısı, kullanım amacı ve çevresel risklerle birlikte analiz edilmeli.
  2. Zemini ve Topoğrafyayı Merkeze Almak: Zemin özellikleri, eğim, su hareketleri ve jeolojik yapı dikkate alınarak öncelikli risk bölgeleri belirlenmeli.
  3. Ada ve Mahalle Ölçeğinde Dönüşüm: Parsel bazlı dönüşümün yanında, kamu yararını gözeten ada ve mahalle ölçeğindeki dönüşüm modelleri de geliştirilmelidir.
  4. Afet Ulaşım Koridorları: Acil durumlarda kullanılacak ana ulaşım koridorları ve alternatif güzergâhlar şimdiden belirlenmeli.
  5. İşlevsel Toplanma Alanları: Toplanma alanlarının kapasite, erişilebilirlik ve altyapı yeterlilikleri sahada test edilmeli.
  6. Kritik Altyapı ve İstinat Duvarı Denetimi: Eğimli bölgelerdeki istinat sistemleri ve kritik altyapı hatları deprem senaryolarına göre değerlendirilmeli; gerekli görülen yerlerde güçlendirme çalışmaları yapılmalı.
  7. Kıyı Alanı Senaryoları: Kıyı şeridine özel, ulaşım, altyapı, zemin ve afet sonrası erişimi birlikte değerlendiren bütünleşik afet senaryoları hazırlanmalı.
  8. İlk 72 Saat Afet Eylem Planı: Mudanya’nın deprem sonrasındaki ilk saatlerini ve ilk 72 saatini kapsayan; görev, sorumluluk, ulaşım, lojistik, haberleşme, toplanma ve müdahale süreçlerini netleştiren uygulanabilir bir afet eylem planı oluşturulmalı.

Son Söz: Deprem Siyaset Üstüdür

Deprem hangi partiye oy verdiğimize, hangi mahallede yaşadığımıza bakmaz. Deprem geldiğinde herkes aynı sarsıntının içinde kalır. Bu nedenle deprem hazırlığı siyasi tartışmaların üzerinde tutulması gereken bir konudur.

Bir belediyenin başarısı sadece kaç kilometre yol yaptığıyla, kaç park açtığıyla veya kaç bina yenilediğiyle ölçülmemelidir. Bazen en önemli belediyecilik hizmeti, henüz yaşanmamış bir felaketin zararını azaltmaktır.

27 yıl önce 45 saniye sürdü. Ama acısı hâlâ taze. Kaybettiğimiz vatandaşlarımızın hatırasına gösterebileceğimiz en büyük saygı, onların ölümüne neden olan hataları tekrar etmemektir.

Mesele deprem olup olmayacağı değil; deprem olduğunda Mudanya’nın ne durumda olacağıdır. Çünkü deprem geldiğinde artık şehir planı yapma, yol genişletme, toplanma alanı oluşturma veya dönüşüm kararı alma şansımız olmayacak. O gün yalnızca, bugün aldığımız kararların sonuçlarını yaşayacağız.

17 Ağustos’u anmak geçmişe borcumuzdur. Mudanya’yı depreme hazırlamak ise geleceğe karşı sorumluluğumuzdur.

Abdullan Enez EKİM