Çözüm odaklı olmak ve başarının sırrı için kaynağını tam olarak bilmediğim ama sürekli zihnimde yer tutan şu söz bana özetliyor, sorunların çözümüne nasıl ulaşacağımızı. “Çözümün bir parçası olmayan her birey sorunun bir parçasıdır.”
Kabul edelim insan olarak her iki yaklaşımda da yaptığımız tek şey sadece düşünmektir. Sorun odaklı yaklaşımda düşünce gücü soruna, çözüm odaklılar da çözüme odaklanır. Hani hep diyoruz ya dünya globalleşiyor (küreselleşiyor), mesafeler azalıyor, zaman oldukça önemli bir kavram haline geliyor. Bu denli hızlı gelişen iş dünyasında sorunların bir an evvel ortadan kaldırılması da oldukça önemli bir hale gelmektedir.

İşte bu sebeple sorunları çözmek yerine mevcut sorunlara ilave sorunlar ekleyerek kaos ortamına sebep olmaktansa, sonuçlar ve çözümler üzerine odaklanıp en kısa zamanda hedefe ulaşmalıyız. İş hayatında ve kurumsal yöneticilik alanında başarılı insanla başarısız insan arasındaki yegâne fark da budur.

Çözüm odaklı olmayan kişilerse, “böyle gelmiş / böyle gider” yaklaşımıyla, olaya daima negatif bakar, çözümün değil, sorunun parçası, adeta kaynağı olmaya devam ederler. İş yerlerinde çok sık rastladığım husus, gerek yönetici ve gerekse çalışanlar, bir çok problemden bahsedeler ancak bunun çözümü için asla parmaklarını oynatmazlar, sonra da şikayet etmeye devam ederler.

Sorun odaklı olmak, hiç bir şey yapmayarak, işin kolayına kaçmaktır. Adeta tembelliktir. Oysa çözüm odaklı olmak, düşünmeyi, araştırmayı, çalışmayı, öz veriyi gerektirir. Bu nedenler insanların büyük çoğunluğu ne yazık ki çözüm değil, sorun odaklı olmayı tercih ederler. Bu durumu aşmanın yolu, pozitif düşünce gücünü aşılamaktan (eğitim-eğitim-eğitim) geçer.

Bir kitapta okumuştum, uluslararası bir şirketin yöneticileri, mühendis olarak çalıştıracak adaylarla işe alım mülakatı yapıyorlar. Aday mülakat heyetinin önüne geliyor, gayet güzel eğitim almış, diksiyonu, fiziği her şeyi çok iyi. Heyet, adaya açılması imkansız olduğu önceden belli olan pencereyi göstererek, “şu pencereyi açabilir misiniz?” diye soruyor. Mühendis, hiç yerinden kıpırdamadan, şöyle bir bakıyor ve “bu pencere açılmaz” diyor ve mülakatı kaybediyor.

Bir diğeri geliyor, aynı durum. Böylece 8 – 10 aday aynı gerekçelerle eleniyor. Adaylardan biri geliyor ve talimatı alır almaz, ceketini çıkarıyor ve işe koyuluyor, pencerenin açılması için elinden gelen tüm çabayı sarf ediyor, 15-20 dakika uğraşıyor, adeta kan-ter içinde kalıyor. Sonunda, şu nedenlerle bu pencerenin açılması imkansız, ancak şu şu aletler olursa açabilirim, aksi halde imkansız diyerek, elinden gelen her şeyi yapıyor. Heyet, belki daha iyi eğitimli olanları değil, bu “terleyen adayı” işe alıyor.

Bu örneği vermemin nedeni, iş yerlerinde en az eğitim kadar, hatta belki de eğitimden de fazla, çalışanların ve hatta yöneticilerin ‘’çözüm odaklı olması’’ büyük önem taşıyor. Günümüzde, akıllı patron ya da yöneticiler, işe eleman alımlarında buna çok dikkat ediyor. Gerçekten de öyle. İş hayatında, negatif – çözüm odaklı olmayan kişilerce, “olmaz” denilen pek çok sürecin, daha sonra gayet güzel bir şekilde, hatta daha iyisinin bile olabildiğine yüzlerce kez şahit olmuşumdur. Denemeden, düşünmeden, karşılaştığı her durumda, problemin çözümüne direkt olarak “hayır” diyen bir çalışan o işletmeye ne kadar yararlı olabilir. Elbette, aynı şey patron ve yöneticiler için de geçerli.

Bazı insanlar kendilerinin ve başkalarının hayatlarında önemli ve olumlu gelişimler sağlarlar ve başarılı olarak kabul edilirler. Başarılı insanlar üzerinde yapılan araştırmalar, onların birçok ortak noktasının olduğunu ortaya koyuyor.

 Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizi yapın.  -Theodore Roosevelt


Düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak çok zordur. - Ziya Gökalp

Büyük Düşünmek

Düşünceler eylemlere yol açarlar. Eylemler alışkanlıkların nedenidir. Alışkanlıklarımız bizim karakterimizi, kişiliğimizi belirler. Karakterimiz ise hayatımızı örgüleyen en önemli nedendir. Herkes yürüdüğü yolun sonunda var olana ulaşır. Tırmandığınız merdivene bakarak sonunda nereye yükseleceğinizi anlayabilirsiniz. Dolaysıyla büyük sonuca giden yol büyük düşünceden başlar.

"Büyük Düşünmenin Büyüsü" isimli kitabında Dr. David J. Schwartz ilginç bir tespiti aktarıyor. Amerika'da büyük bir şirketin işe alma bölümüne başvuranların durumu çok çarpıcıdır. Şirketin yılda 10 bin dolar ödediği işlere başvuranların sayısı, yılda 50 bin dolar ödenen işlere başvuranların sayısından 50 ile 250 kat fazlaymış. İnsanların çoğu daha ucuz işlere başvuruyorlar. Bunun anlamı açık: Yola yüksekten başlamaya cesaret edemiyoruz.

Hedef Belirlemek

"Nereye gideceğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir." Hangi yönde nereye kadar gidiyoruz? Tam olarak ne istediğinizi bilirseniz, çevrenizdeki güçler size nasıl yardımcı olacaklarını bilirler. Zihninize ne yapmak istediğinizi söylerseniz onu yapmak için çalışır.

"Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiç bir rüzgar fayda vermez." sözü hedefsizliğin gerçek sonucunu ortaya koyuyor. Ne yapmak, ama istediğinizi bilmiyorsunuz çevrenizde binlerce fırsat rüzgarı uçuşmaya devam ediyor. Hedefiniz yoksa fırsatları nasıl kullanacağınızı, yelkenlerinizi ne şekilde ayarlayacağınızı bilemezsiniz. Başarmak üretmektir. Üretmiyorsanız başarılı olamazsınız. Her başarının içinde, var olmanın ayrı bir hikayesi yer alır. Tüm başarıların ortak bir özelliği, içlerinde güçlü arzu barındırmalarıdır. Başarı büyükse ona yol açan arzu da büyüktür. Ne kadar başarılıysanız o kadar arzulusunuz Herkeste var olan sıradan arzulardan söz etmiyorum. İstemekten, dilemekten, basitçe ümit etmekten söz etmiyorum. Üzgünüm: Sözünü ettiğim arzuyu ifade edecek başka bir kelime de bulamıyorum. Burada herkesin bildiği arzudan değil, çok az insanın bildiği arzudan söz ediyorum.

Kainattaki tüm güç ilişkileri arzu kanuna dayanır. Arzu, manevi gücün doğduğu kaynaktır. Ne kadar çok arzuya sahip olursanız o kadar güçlü olursunuz. Yani arzu ne kadar şiddetli ise sonuç o kadar güçlüdür. Bir Batılı düşünür şöyle der: "Duygularınızın şiddetini bilseydim gelecekte atacağınız adımların büyüklüğünü söyleyebilirdim." Arzu duygudur ve tüm duygular arzu duygusunda birleşirler. Arzu, yerine göre sevgi olur, yerine göre nefret olur. Tüm duygular arzulamakla arzulamamak arasındaki çizgi üzerinde dizilirler.

Katıldığınız bir toplantıda aklınızda kimlerin kalacağına dikkat edin: Kürsüde konuşanlar. Sonra da kalabalık arasında ayağa kalkıp yüksek sesle soru soranlar. Üzerinden koşarak geçtiğiniz vadide, kokularını gizleyen çiçekler dikkatinizi çekmeyecektir. Korku içinizdeki güzellikleri kara delikler gibi yutar, yok eder.

“Cesaret gösterebilenler risk üstlenmeye hazır olanlardır.”

Şurası kesin:

Risk ve sorumluluk üstlenmeyen hiç kimse başarılı olamamıştır. Alışkın olduğunuz hayat size risksiz gelebilir. Aslında rahatlık içerisinde daha büyük riskler vardır. Çoğu insan sineğin ısırmasından kaçarken akreplere yem olur. Bizde "yağmurdan kaçarken doluya tutulmak" sözüyle kast edilen budur. Değişmekten korkuyorsanız riskten kaçıyorsunuz. Değişmezseniz gelişmezsiniz. Yanlış yapma riskini göze alamazsanız doğru yapma cesaretini gösteremezsiniz.

Aslında ne kadar yaşarsa yaşasın, her şey böylesine bir çırpıda çıkar hayata ve sonra kaybolur. İnsanın yaratılışını düşünün: Bir hücre yaratılır. Bir saniye geçer, yok olur, bölünür; yerine iki tane hücre yaratılır. Yok olan bir hücre var olan iki hücrenin çekirdeği olmuştur. Bazı bakteriler de bir saniye yaşayıp, yerlerine yenilerini bırakarak ayrılırlar bu hayattan. Tüm varlık aynı süreci yaşar. Bitki ölür, yeni mevsimde yavrularına kaynaklık yapacak tohumlarını bırakır. Bir örümcek ölür, bedeni onun yerine gönderilen yüzlerce yavrusuna besin olur. İnsan ayrılır yeryüzünden, bedeni bir çiçeğin vücudunda dirilir. Ruh büyük diriliş gününde, yeni bedeninin çekirdeği olmak için ebedi alemin açılacağı dört mevsimi bekler.

Eseri Tamamlamak

Pek çok insan hayatında devrim yapacak bir sıçrayışın tam ucuna gelir. Birazcık daha dayansa kendisini zirvede bulacaktır. Ama tırmanmayı bırakır. Bir adım daha atamamak, atılan binlerce adımın yok olmasına neden olur.

Başarının olmazsa olmaz kuralı "yapmak" tır. Yapmayı anlamlı kılan bir kural vardır: Bitirmek. Bitmeyen iş yapılmamış iş gibidir. Hepimiz yüzlerce defa teşebbüste bulunduk. Aramızda binlerce insan başarının tam ucundadır. Sadece birazcık daha ısrar etmeye ihtiyacımız var.

Güven GÜNSAN