Yıllarca hep yüzümüzü batıya dönmemiz gerektiği konuşuldu. Gerçek medeniyetin ve modernliğin Avrupa’da, Amerika’da olduğu, huzurun bunlar gibi olmakla mümkün olacağı dillendirildi. Peki gerçekten böyle mi olmalı? Çözümü toplum olarak orada mı aramalıyız? Onlar gibi olmak bizim coğrafyamıza gerçekten de mutluluk ve huzur getirecek midir?

Ben farklı düşünüyorum. Bu düşüncenin bir kısmına katılıyor, bir kısmına da katılmıyorum.

Öncelikle medeniyet ve modernlik kavramının ne demek olduğunu ve medeni ve modern olmak için neler gerektiği doğru ve dürüst bir şekilde incelenmelidir diye düşünüyorum. Tanımlar doğru şekilde konulmalı. Eğer tanım yanlış konulursa gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiş olur ve gerisi de bozuk bir şekilde gider. Bize tanımları bile unutturdular maalesef. Neyin ne olduğunu bilemez olduk. Özellikle son yıllarda dünyada yaşanılanlardan sonra medeniyet konusunda kandırıldık mı diye düşünmeden edemiyor insan.

Dediğim gibi medeniyet ve modernlik kavramlarının tanımı burada çok önemli ve kilit bir nokta.

Peki nedir bu medeniyet ve modernlik?

Medeniyet: Şehirleri, ülkeleri imar etmek ve bütün insanları ayrım yapmadan ruh, düşünce ve beden bakımından rahat yaşatmaktır. Medeni bir insan ise, her şeyden önce, güzel ahlaklı, dürüst ve çalışkandır. O hâlde, bir milletin güçlenmesi ve büyümesi için, hem inançlı olması, hem de o asrın teknolojisinin en iyisini yapması lazımdır.

İnanç ve teknolojiyi, iki ayak, iki el, iki göz gibi dengede tutmalıdır. Bir tarafa ağır basan, diğer tarafı ihmal eden, yanılır. Dolayısıyla ferdin, ailenin, toplumun ve devletin refah içinde yaşaması için, hem inançlı olması, hem de çalışkan olması, yani son teknolojiye sahip olması lazımdır. Güzel ahlak sahibi olan ve zamanının fen bilgilerinde yükselmiş olana medeni denir. Fende ilerlemiş, fakat ahlakı bozuk olana zalim, eşkıya denir.

Fen ve sanatta geri ve ahlakı bozuk olana vahşi denir.

Yani medeniyet; şehirler yapmak ve insanlara hizmettir. Bu da, fen ile sanat ve güzel ahlak ile olur. Kısacası, fen ve sanatın güzel ahlak ile birlikte olmasına Medeniyet denir. Medeni insan ve toplumlar, fen ve sanatı insanların hizmetinde kullanır ve dünyada huzur ve yardımlaşmanın gerçekleşmesini sağlar. İşte sorun da burada başlıyor. Kafalar burada karışıyor.

İyi de bize modern, medeni, ileri diye anlatılan batı dünyası sahiden böyle mi?

Tanım doğru konulunca hiç şüphe yok ki batının bir kanadının eksik olduğu ortaya çıkıyor. Hangi kanattan bahsediyorum? Fen yani bilim teknoloji kanadından mı hayır, ahlak kanadından bahsediyorum. Yani bireysel değil toplumsal düşünen, yardımlaşan, insanların haklarına saygı gösteren, temizliğe önem veren …. Yazılır da gider böyle. Kısaca inancın gerekliliği olan değerler. İşte bu kanat olmadığı zaman yani ahlak ve inanç olmadığı zaman fende ilerlemek sadece tanımda da dendiği gibi zulümün ağır bastığı bir hal alır.

Gerçekten de özellikle bu son on yıl bize çok şey öğretti. Ortadoğuda’ki savaşlar, terör, darbeler, mülteci meseleleri… son olarak da korona virüs meselesi. Batının kaybettiği sınavlar silsilesi. Batı bu meseleleri düzeltsin demekten çoktan vazgeçtik bari engel olmasın aşamasına geçtik.

Sahiden hani bu batı medeniydi?

O zaman ne arıyor bu topraklardaki petrol yataklarında? Neden füzelerini kendini korumak için değil de başkalarına hem de masum çocuklara öldürmek için fırlatıyor?

Ya da neden terör ile ün salmış insanlar hep batıya sığınıyor ve batı onlara sahip çıkıyor? Neden başka ülkelerde darbe ile göreve gelenlere sahip çıkılıyor batı tarafından?

Neden başka ülkelerde insanlar ölürken, açlıktan kırılırken onlara yardım etmek yerine bu yükü başkaları üzerine atıyor batı? Sınıra dayanıp yardım isteyen mültecilere ateş etmek, gaz bombası atmak mı modernlik?

Say say bitmez.

Batı bu insanlık ve medenilik sınavını çoktan kaybetti. En son olarak da Korona Virüs meselesi. Temiz olmamak ile suçlandığı gibi bunun yanında bir de kendi vatandaşlarını bile ölüme terk eden, ve önlem almakta aciz kalan bir batı. Belki Suriye’de nereyi kapsak diye kafa yoracaklarına artık insan hayatına önem vermeye başlarlar.
Bu virüs hepimize büyük ders oldu.

PEKİ TOPLUM OLARAK BİZ NE YAPMALIYIZ?

Bizim insanımıza düşen batının teknolojide ileri olduğuna aldanıp da batı hayranlığına kapılmamak ve kendi kültürümüze ve ahlakı değerlerimize sahip çıkmak. Biz büyüklerine ayak bile uzatmaktan haya eden, temizliğe önem veren, mazlumlara sahip çıkan, komşusu açken tok yatmayı ayıp bilen bir medeniyetiz. Yani diyorum ki bizim yüzümüzü kimseye dönmemize gerek yok. Yüzümüzü ne batıya dönelim ne de doğuya. Gelin yüzümüzü kendi değerlerimize ve kültürümüze dönelim. Tabi ki de ilim ve teknoloji nerede var ise gidip alalım. Teknolojide ve bilimde ileri olmak zaten dinimizin emri. Ancak iş medeniyetin ikinci ayağı olan inanç ve ahlaka gelince bu konuda asıl cevher bizde. Batının bu konuda kendine bile hayrı yokken bize nasıl olsun? Onun için bizdeki inanç ve medeniyet kültürünün ne kadar değerli ve doğru olduğunun farkına varıp bunu korumaya çalışmalı, çocuklarımızı ve gençlerimizi bu anlayışla yetiştirmeliyiz.

Yani diyorum ki gelin yüzümüzü kendi değerlerimize ve kültürümüze dönelim. Zaten o zaman geçmişte de olduğu gibi dünyada huzur ve barışı ve refahı yine bizim insanımız sağlayacaktır. Tarım alanında ,Turizm ve kültür alanında,Tıp ve teknoloji alanlarında, farklılık yaratmamız, Değerlerimize sahip çıkarak ve Atalarımızın bizlere miras bıraktığı zenginliklerimizin kıymetini bilip bunlara sahip çıkarak Temiz ve çağdaş bir toplum olma yolunda hızla ilerlemeliyiz.

 Geçmişten gerçek bir hikaye koyarak yazımı tamamlıyorum.

Napolyon 1798’de Akka kalesini çevirdiği zaman, ordusunda veba zuhur etmiş ve hastalığa karşı çaresiz kalınca, Müslüman Türklerden yardım istemek zorunda kalmıştı: (Türkler, ricamızı kabul ederek hekimlerini yolladılar. Bunlar tertemiz giyinmiş, güler yüzlü kimselerdi. Önce dua ettiler ve sonra ellerini bol su ve sabun ile iyice yıkadılar. Hastalarda zuhur eden yerleri neşterle yardılar. İçindeki sıvıyı akıttılar ve yaraları tertemiz yıkadılar. Sonra hastaları ayrı ayrı yerlere koydular ve sağlamların mümkün olduğu kadar onlara yaklaşmamasını tembih ettiler. Hastaların elbiselerini yaktılar ve onlara yeni elbiseler giydirdiler. Bizden hiç bir ücret almadan yanımızdan ayrıldılar.

Selam ve saygılarımla ,

Güven GÜNSAN