Toprağı bol olsun sağlığında ünlü İngiliz fizikçi, Stephen Hawking'in televizyonda ne zaman bir haberi başlasa daha ilk cümlesinde istemsiz şekilde "Çıktı yine felaket tellalı" derdim. İnsan kınadığı ile sınanmadıkça ölmezmiş!

Stephen Hawking, sık sık uzaylıların dünyamızı istila edebileceğinden dem vurur başka gezegenlerde koloniler kurmak gerektiğine varıncaya dek tavsiyelerini sıralardı. Çok şükür bugüne kadar insanlara, insanlardan başka saldıran, istila eden, insanlığa hainlik yapan olmadı. Haa bir de koronavirüs! Hakkını vermek lazım.

ÖNER KIRAN mudanya.gen.tr

Bu defa üzerime pek de vazife olmayan bir konuyu yazacağım EKONOMİ!

Üzerime vazife değil çünkü ben bir ekonomist değilim. Yazıyorum çünkü kendimi vicdanen sorumlu hissediyorum.

EKONOMİ eşittir ASAYİŞ!

2018 yılında batı kaynaklı medya kanallarında ABD-Türkiye ilişkilerinde tarihinin en gergin günlerinin geçmesine neden olan ve iki ülkeyi karşılıklı yaptırımlar uygulama noktasına getiren krizin ABD'li evanjelist sözde rahip Andrew Brunson'un serbest bırakılmasıyla çözüldüğü manşetleri atılsa da eski ABD Başkanı Trump'ın aklına estikçe “limitleri aşması durumunda daha önce yaptığım gibi Türk ekonomisini yok ederim” tweeti'ni Türkler asla unutmayacak.

Bu olayla söz de müttefik ABD, Türk ekonomisine operasyon çektiğini en yüksek makamdan tüm dünyaya haykırmıştı. İşin özeti 15 Temmuz'dan sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Sonrasında yaşanan Patriot hava savunma bataryalarının NATO üyesi olan ülkemize Suriye'den füzeler düşerken geri çekilmesi, Türkiye'nin Rusya'dan S400 hava savunma bataryalarını satın alması ve ortak üretim anlaşması akabinde yaşanan skandal gelişme. Üretici proje ortağı olan ülkemizin ABD senatosu kararıyla F-35 Savaş uçağı projesinden çıkarılması, 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yapılan F-35'lerin Türkiye'ye teslim edilmemesi bugünlere gelinmesinde kilometre taşları oldu.

2019 Mart ayında patlak veren kuraklık ve koronavirüs pandemisi, karantinalar, kapanmalar, ölümler, küresel tedarik zincirlerine pandemi engeli.
ÇİN-ABD ekonomik savaşında konteyner kriziyle küresel ticaretin sekteye uğraması.

ABD-ÇİN Gümrük gerginlikleri. Eski ABD Başkanı Trump'ın ÇİN'de üretim yapan ABD'li şirketleri ÇİN'den koparma baskısı. Kuraklık nedeniyle olduğu açıklanan otomotiv sektörü başta olmak üzere tüm dijital ürünlerde fiyat patlaması yaptıran çip krizi.

Ve son olarak ÇİN - ABD ekonomik savaşında ABD'nin Ukrayna'yı kışkırtarak Rusya'yı işgale zorlamasıyla gerçekleşen savaşla ÇİN'e yanaşan, adeta cansuyu olan Avrupa Birliği ülkelerine ve ÇİN'e attığı müthiş kazık.

Bu bağlamda İngiltere'nin "Brexit" diyerek AB'ye veda etmesi bugünlerde daha bir anlamlı, daha anlaşılır. Şimdi Avrupa cayır cayır ruble almak zorunda. Bay Putin Rus doğalgazının Avrupa ülkelerine yalnızca ruble karşılığında satılabileceğine karar verdi. Üstelik AB ülkeleri Avrupa Ordusu telaşına düştüler. Ukrayna işgali sonrasında müthiş bir güvenlik zafiyeti içinde olduklarını nihayet anladılar. Hem de NATO'ya rağmen.

Ukrayna savaşı nedeniyle Rus şirketlerine, oligarklarına hatta Rus kültürüne karşı ağır yaptırımlar uygulayan AB ülkeleri artık Avrupa - ÇİN arasında Rus topraklarından geçerek mekik dokuyan ticaret trenini müzeye koyar. Hava sahasını AB dahil 36 ülkeye kapatan Rusya dünya hava yolu kargo taşıma mesafelerinin artmasına yani bir anlamda maliyet patlamasına neden oldu.

Bu uçaklar deniz suyu yakmıyor nihayetinde jet yakıtı kullanıyor. Yani ÇİN'den havayolu ile AB ülkelerine kargo getirmek artık derin anlamlar içeren bir nostalji oldu. Ülkemizde henüz hissedilmese de bu savaştan oldukça etkilendi. Ukrayna ile savunma sanayi dahil çok çeşitli alanlarda sıkı işbirliğimiz ve ticaretimiz, projelerimiz vardı.

Tabi coğrafya kaderdir. Ülkemiz kaçınılmaz olarak bu hadiselerin tam ortasında bulunuyor. Dengeli dış politikamız sayesinde şu an için bu savaş bataklığına saplanmadık ama ordumuz İstanbul Boğazı'nda serseri mayınları buluyor ve imha ediyor. Yani tehlike kapımızda.

Savaş bataklığına çekilmek istenilen ülkemizin bu ana kadar bu bataklığa sürüklenmemesinin bir nedeni de bedeli kamuoyuna açıklanmayan ancak dolar bazında yüz milyarlarla ölçülebilecek milli savunma sistemlerine yaptığı yatırımlar olsa gerek. Her yoklama da ülkemizin ordusu ve savunma sistemleri dosta güven, düşmana korku salıyor.

Rusya'da, Ermenistan'da bunun tadına baktı, Suriye'de, Libya'da ki taraflar da, Akdeniz'de Mavi Vatan sınırlarımızı delmek isteyen Fransız zırhlıları da.

Pek çok ülke Türk ordusunu yeniden konumlandırmak durumunda kaldı.

Ama gelin görün ki pandemi bahane edilerek dünya genelinde sahnelenen sözde enerji krizi ve Paris İklim Anlaşması sayesinde Türkiye'de maliyetler rekor kırdı. Ukrayna Rusya savaşı da adeta tüy dikti.

Petrol, doğalgaz, LNG, bunlardan elde edilen elektrik ve tüm enerjiye bağlı sektörler zam kasırgasının ortasında kaldı. Marketler fiyat etiketlerini değiştirmeye yetişemez oldu. Artan fiyatlar karşısında asgari ücret bir kar tanesi misali eridi.

Pandemi'de yaşanan onca kapanmaya rağmen sanayimizin durmamasıyla övündük fakat enerji açığımız gittikçe çoğaldı. Alınan yanlış ekonomik kararlar, yıllardır tarıma, kırsala gereken strateji ve ileri görüşlülükle önem verilmeyerek küresel pazarlara adeta yaslanılması, bazı tarım ürünlerini ülkemizde yetiştirmek yerine gümrük vergilerinin sıfırlanarak ithalatın tercih edilmesi, akaryakıt fiyatları normal seyrindeyken çiftçiye uygun fiyatlı mazot verilerek tarımsal üretimin planlama dahilinde teşvik edilmemesi ancak Suriye'li mültecilere harcanan milyarlarca dolar ve bunlar gibi liste uzar gider.....

Bu ülkede kefen bezi kdv oranının pırlanta'dan bile çok fazla olduğu yılları, lüks teknelerin tarımsal üretim yapan traktörlerden çok daha ucuza komik rakamlarla mazot alabildiğini, eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in "Çatıyı güneşli havada onarmak gerekir. Eninde sonunda küresel senkronize büyüme devam etmeyecek. Bugünden sağlamlaşmamız lazım" uyarısının patron tarafından hoş karşılanmamasını not etmekte lazım. 

Sonuçta ardı arkası kesilmeyen zam silsilesi, yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığını yaşıyoruz. Ve devamı gelecek kıymetli okurlarım. Şu ana kadar gerçekleşenler sadece filmin tanıtıcı fragmanı henüz film başlamadı. Hele şu 2022 yazı geçsin, sonbahara soğuk günlere yaklaşalım daha neler olacak ömrü olan görecek. İnşaallah yanılıyorumdur.

Fakat bakar mısınız "Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat Hesabı" ya da "Dövize Endeksli Mevduat Hesabı" olanlara önümüzdeki aylarda ödenecek paranın 74 milyar TL. olduğu dillendiriliyor. Bu kadar yüksek miktarda para piyasaya salınıverirse Türk Lirasının satın alma gücü daha da erir ve kontrol edilemez hiperenflasyon ihtimali karabasan misali hepimizi perişan edebilir. Bu duruma şimdiden en azından psikolojik olarak hazırlıklı olun.

Kaldı ki şu an kullandığımız doğalgaz, elektrik ve akaryakıt fiyatlarının devlet tarafından büyük oranda kontrol altında tutulduğu ve gerçek fiyatların piyasalara yansımaması için devletimizin büyük çaba harcadığı yetkililerce açıklanıyor.

Yaşanan devalüasyona mı, yoksa küresel pazarlara güvenilerek dışa bağımlılık sayesinde patlayan yüksek enflasyona mı yanalım?

Şu an siz Türkiye'den emekli maaşı alsanız ve "Ben Türkiye'de geçinemiyorum Papua Yeni Gine'ye yerleşeyim" deseniz 1 Papua Yeni Gine Kinası 4,16 Türk lirası. Yani paramızın dört katından bile daha değerli.

Kaçacak, göçecek yerimiz yok. Bu kriz evde patates soğan, makarna stoklamayla da atlatılabilecek bir kriz değil.

Hükümetin "itibardan tasarruf olmaz" söylemini bir kenarı bırakıp dar gelirli vatandaşı kollaması, yaşamsal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma getirmek için harekete geçmesi gerekiyor. Hatta yapımı devam eden, yapılması planlanan yatırım, restorasyon ve projelerin büyük çoğunluğunu ertelemek şu an fakirliğin ötesinde muhtaçlık içinde olan halkı ayağa kaldırmak, ekonomik olarak güçlendirmek zorunda.

Ev kiraları, gıda, ulaşım, ısınma, elektrik, su, mazot fiyatları halkı bezdirmiş umutsuzluğa sürüklemiş durumda. Bu şartlarda asgari ücretli nasıl geçinecek? Okula giden çocuğunun cebine nasıl harçlık koyacak? Her sabah umutla güne nasıl başlayacak?

Televizyonların ana haber bültenlerinde kuyumcu soygunları, alacak verecek cinayetleri, hırsızlık, gasp ve türlü şiddet olaylarında ki asayiş haberlerinde adeta rekor artış yaşandığının farkında mısınız?

Sigorta, alarm ve kamera sistemlerine olan talebin rekor kıracağı bir döneme girdik. Güvenlik artık sıradan bir ihtiyacın çok ötesinde. Kentlerin itibar ve algı yönetimi doğrultusunda yaşanan çoğu asayiş olaylarının geniş halk kitlelerine ulaşmadığı bir süreci hep birlikte yaşıyoruz.

Ekonomi eşittir asayiş! İki, iki daha dört eder misali sosyal bir denklem.

Mevcut ekonomik verilere rağmen Türkiye bölgesinde büyüyüp güçleniyor. Üst üste yaptığı hamlelerle edilgen olmaktan ziyade etken ve belirleyici ülkeler sınıfına yükselmişken halkının ekonomik anlamda dip yapması önümüzdeki günlerde çok büyük iç problemlere odaklanmamızı gerektirebilir.

Türkiye'nin yoluna devam etmesi için alt tabaka insanımızın bu durumdan büyük bir eylem planıyla kurtarılması, tarımın ayağa kaldırılması, gıda güvenliği ve ailenin korunması Türkiye'nin bekâ sorunudur. Tüm ekonomik olumsuzluklara mevcut tabloya rağmen devletime güvendiğimi vurgulamak istiyorum.

4 yıl önce 76 yaşında hayatını kaybeden dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking'in bir sözüyle yazıyı noktalayayım.

"Yaşam ne kadar kötü gözükürse gözüksün, her zaman başarılı olacak bir yol vardır. Hayat varsa, umut da vardır."

Öner KIRAN