2000’li yılların başında Mudanya’da öğrencilerin derslik ihtiyacını karşılamak amacıyla ilçemizdeki neredeyse tüm okulların bahçelerine ilave binalar inşa edildi. Bu adım, dönemin şartları içinde hızlı ve pratik bir çözüm sundu; derslik açığı büyük ölçüde giderildi. Ancak bu süreçte öğrencilerimizin diğer önemli ihtiyaçları geri planda kaldı. 
Oysa eğitim yalnızca 45 dakikalık ders sürelerinden ibaret değildir. Teneffüslerde geçirilen zamanın niteliği, öğrencilerin fiziksel ve sosyal gelişimi açısından en az dersler kadar önemlidir. Bugün geldiğimiz noktada, çocuklarımızın daha geniş, güvenli ve nitelikli okul bahçelerine duyduğu ihtiyaç açıkça ortadadır.

Oysa eğitim yalnızca 45 dakikalık ders sürelerinden ibaret değildir. Teneffüslerde geçirilen zamanın niteliği, öğrencilerin fiziksel ve sosyal gelişimi açısından en az dersler kadar önemlidir. Bugün geldiğimiz noktada, çocuklarımızın daha geniş, güvenli ve nitelikli okul bahçelerine duyduğu ihtiyaç açıkça ortadadır.
Gelişmiş ülkelerde ve Avrupa’da okul bahçeleri yalnızca boş alanlar olarak değil, eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak planlanmaktadır.
Bu alanlar; spor faaliyetleri (koşu, oyun, beden eğitimi), sosyal etkileşim (oturma ve sohbet alanları), bireysel zaman (dinlenme ve sessiz alanlar) ve açık hava öğrenme ortamları (ders yapılabilen alanlar) gibi farklı ihtiyaçlara cevap verecek şekilde tasarlanmaktadır. Yani okul bahçesi; yeşil alan, spor alanı, sosyal alan ve açık ders alanlarının bir bütünüdür.
Nitekim Avrupa’da özellikle okul öncesi ve ilkokul düzeyinde öğrenci başına düşen açık alan ortalaması yaklaşık 12 m² seviyesindedir. Bu yaklaşım, çocukların yalnızca akademik değil; fiziksel, sosyal ve zihinsel gelişimini de destekleyen bütüncül bir eğitim anlayışının sonucudur. Bu doğrultuda, hedefimiz öğrenci başına düşen açık alan miktarını kademeli olarak en az 10–12 m² seviyesine çıkarmak olmalıdır.
Öte yandan, okul bahçeleri yalnızca oyun alanı değil, aynı zamanda afet anlarında toplanma ve güvenli tahliye alanlarıdır. Daraltılmış ve yoğun yapılaşmaya maruz kalmış okul alanları, özellikle deprem riski açısından ciddi tehlikeler barındırmaktadır.
Betonlaşan okul bahçeleri, çocuklarımızı doğadan uzaklaştırmakta; oysa yeşil alanlar çocukların hem fiziksel sağlığına hem de zihinsel gelişimine doğrudan katkı sağlamaktadır. Nitelikli okul alanlarına erişim, sadece belirli bölgelerin değil, tüm çocukların hakkıdır. Yetersiz ve dar alanlar, eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştirmektedir.
Geçmişte, ülkemizin ekonomik koşulları ve dönemin konjonktürü göz önüne alındığında bu uygulamalar anlaşılabilir. Ancak artık aynı yaklaşımı sürdürmek yerine, bu sorunu kalıcı şekilde çözme zamanı gelmiştir. Özellikle okul binalarının riskli ilan edilerek yıkım kararlarının gündeme geldiği bu dönemde, mesele daha da kritik hale gelmiştir.
İlçemizin artan nüfusu ve gelecekteki öğrenci yoğunluğu dikkate alındığında, mevcut alanların daha da yetersiz kalacağı açıktır. Bugünden planlama yapılmazsa, yarının sorunları katlanarak büyüyecektir.
Bu kapsamda, ilçe merkezindeki lise düzeyindeki okulların dönüşümü süreci hızlandıracak önemli bir adım olabilir. 7–14 yaş grubundaki ilkokul ve ortaokul öğrencilerimizin sabahın erken saatlerinde uyanma zorunluluğunu, uzun mesafeli ulaşım ve servis yükünü azaltmak adına; merkezi konumdaki lise binalarının ilk ve ortaokullara dönüştürülmesi değerlendirilebilir.
Lise düzeyindeki eğitim için ise şehir içinde veya dışında, toplu taşıma ve servis imkânlarıyla kolayca erişilebilecek, modern ve nitelikli yeni eğitim kampüslerinin inşa edilmesi gerekmektedir.
Atılacak bu adımlar yalnızca bugünün sorunlarını çözmekle kalmayacak; aynı zamanda ilçemizin geleceğine de kalıcı bir değer katacaktır.
Bu mesele bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Çocuklarımıza nefes alacak alan bırakmayan bir anlayışın, geleceğe bırakacak bir vizyonu da olamaz.
Abdullah Enez EKİM




