Geçtiğimiz günlerde Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi, kentin önündeki 50 yılı şekillendirecek iki devasa gündemle toplandı: JICA eşliğinde hazırlanan Deprem Risk Azaltma Planı ve şehrin dolmak üzere olan çöp kapasitesine çözüm arayan Katı Atık Tesisi projesi.
Meclis kürsüsünde teknik veriler paylaşılırken; 536 bin binanın risk analizi üzerinden mahalle mahalle yıkım potansiyelleri hesaplanmıştı. Şehrin kalbi Hamitler’in kapasitesi dolmak üzereydi ve Bursa’nın her gün ürettiği 3500 ton atık için bilimsel bir çıkış yolu aranıyordu. Ancak bu hayati sunumların hemen ardından öyle bir "siyasi deprem" yaşandı ki, kentin teknik gerçekleri bir anda istenmeyen bir tartışmanın enkazı altında kaldı.

Okumak İstemiyorsan Tıkla Dinle
Şehrül Emin Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı ve Farkındalık!
"Şehr-ül Emin", yani belediye başkanı, sadece kendisine oy verenlerin değil, o kentin tüm değerlerinin, inançlarının ve tarihsel mirasının emanet edildiği "güvenilir kişi"dir. Adaylık sürecinde halkın her kesimine hizmet etme sözü veren bir siyasetçinin, göreve geldiğinde toplumun yüzde 90'ının en hassas olduğu dini değerlerin mizah konusu edilmesini "düşünce hürriyeti" diyerek savunma lüksü yoktur.
Müslüman Türk toplumunun peygamberine, kitabına ve mukaddesatına yönelik mizah kılıfı altında yapılan hafife almalar karşısında sergilenen bu normalleştirme çabası, dahası “Neşemizi Çalamayacaklar” gibi bir söylem herkesi kucaklaması gereken Şehr-ül Emin sıfatıyla bağdaşmayan bir basiretsizliktir. Yerel siyasetçilerin neyi, nerede ve nasıl konuşacağını bilme feraseti, o kentin kazanması veya kaybetmesiyle doğrudan orantılıdır.
Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’ın sosyal medyadan “Neşemizi Çalamayacaklar” vurgusuyla gerçekleştirdiği, kutsal değerleri alaya alıp mizah konusu yapan komedyeni sahiplenen paylaşımı olmasaydı büyükşehir meclisinde böyle bir gerilim yaşanır mıydı?
Kanaatimce yaşanmazdı.
Deniz Başkan'ın Mudanya’mızı zerre ilgilendirmeyen bu polemik yerine; şahsı ve diğer iki belediye çalışanı hakkında İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma izni verilen Oksijen kent sitesi ve yakınındaki inşaat alanıyla ilgili kamuoyunu aydınlatıcı bir açıklama yapsaydı daha yerinde olurdu. Ancak hep ıskalıyor Deniz Başkan. Belediye Meclis kürsüsünden basın emekçilerine göndermeler yapmayı seviyor. Fakat bu yerli yerinde olmayan söylem ve paylaşımları nihayet Bursa’mızın huzuruna limon sıktı.
Manevi Sinir Uçları ve "Tevbe Suresi" Hatırlatması.
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinde AK Parti Grup Sözcüsü Alperen Aydın’ın, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’ın bir komedyenin tutuklanmasına yönelik "Neşemizi çalamayacaklar" şeklindeki sosyal medya paylaşımına verdiği cevap, toplumun inanç dünyasındaki hassasiyeti yansıtması bakımından sarsıcıydı. Aydın, doğrudan Mudanya Belediye Başkanı'nın paylaşımlarına gönderme yaparak Kur'an-ı Kerim'den Tevbe Suresi’nin 65. ayetini hatırlattı: "De ki: Siz Allah ile, onun ayetleriyle, peygamberleriyle alay mı ediyordunuz?".
Bu hatırlatma, çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda kutsal değerlerin hırpalanmasının vicdanlarda ne kadar derin bir yara açtığının ilanıydı. Alperen Aydın’ın, Dalgıç’a hitaben sorduğu; "Siz yüce yaratıcımız Allah’a ve Peygamber Efendimize hakaret edilmesinden neşe mi buluyorsunuz? Bunun özgürlük olduğunu mu savunuyorsunuz?" sorusu, yerel yöneticilerin halkın kutsalları karşısındaki duruşunun ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
Düşünce Hürriyeti mi, Siyasi Savrulma mı?
Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’ın komedyenin tutuklanmasına yönelik "Neşemizi çalamayacaklar" ifadesi, meclis salonunda "İslam'a hakaretin savunulması" algısını doğurmuş ve büyük bir kaosun kapısını aralamıştır. Dalgıç, her ne kadar bu paylaşımını "tutuklu yargılamaya karşı bir ilke duruşu" olarak savunsa da, kullanılan dilin toplumda bulduğu menfi yankı meclis salonuna taşınmış, neticede meclisi çalışamaz hale getirmiştir.
Daha da vahimi, bu kutuplaşmanın bir adım öteye taşınarak Türkiye Cumhuriyetimizin ikinci Cumhurbaşkanı merhum Gazi İsmet İnönü ve merhum eşi üzerinden tarihsel bir kavgaya ve ideolojik bir hesaplaşmaya dönüştürülmesidir. Tarafların kırmızı çizgilerinin karşılıklı olarak masaya sürüldüğü o anda salonda yankılanan "terbiyesiz" ve "ahlaksız" çığlıkları, fırlatılan sular aslında Bursa halkının hizmet alma hakkına vurulmuş bir darbedir.
Daha da korkuncu, Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Şahin Biba’nın kürsüden AK Parti Grup Sözcüsü Alperen Aydın’a yönelik susması yönünde yaptığı ikazın dikkate alınmamış olmasıdır.
Özellikle Şahin Biba’nın hizmet odaklı, dengeli ve sağduyulu yönetim anlayışı dikkate alındığında, kanaatimce bu çatının altında en büyük haksızlık kendisine yapıldı. Bursa’nın sekinete ve ortak uzlaşıya çok ihtiyacı olduğu bir dönemde, hakkaniyetli bir meclis fotoğrafı oluşturma çabası fark edilen Şahin Biba için de şüphesiz stresli anlardı.
Resmen Moralimiz Bozuldu
Halkı ortak hizmet yerine "biz" ve "onlar" diyerek bölen, sinir uçlarına dokunan bu yaklaşımlar Bursa için büyük bir kayıptır. Yaşananlerin Bursamıza ne gibi bir faydası olduğunu anlamlandırmak mümkün değildir. Belediye meclisleri, kutsal değerlerin yarıştırılacağı veya patavatsızca ifadelerin havada uçuşacağı bir polemik meydanı olmamalıdır. Yerel siyasetçinin görevi, sosyal medyadaki "beğeni" sayısını değil, mümkün olduğunca ortak uzlaşıya halkımıza hizmet üretmek olmalıdır.
Bana göre mizah adı altında Türk İslam toplumunun değerlerine hakaret eden şahsın şu an en güvenli olacağı yerde bulunduğu gerçeğini de göz ardı ederek, tutuklanmasını sosyal medyada "Neşemizi çalamayacaklar" söylemiyle kaşımanın sonuçlarını hep birlikte gördük. Bursa’nın gerçek neşesi; kentin inançlarına ve tarihine saygı duyan, gündemi işgal etmek yerine deprem gerçeğine odaklanan ferasetli bir yönetim anlayışıyla geri gelecektir. Aksi takdirde, kentin geleceği bu ideolojik gürültüde heba edilmeye devam edecektir.
Bursa halkının sizlerden tek beklentisi; kin ve hamaset yerine hizmet siyaseti yapmanız ve kutsal değerleri konusunda, inanmasanız da saygılı olmanızdır. Allah şehrimize bir daha böyle bir gerginlik yaşatmasın.
Öner Kıran - Mudanya.gen.tr





