Türkiye'nin son günlerde yaşadığı fon krizi, yalnızca birkaç portföy yöneticisinin veya birkaç yatırımcının hikâyesi değil. Ortada yaklaşık 900 milyar–1 trilyon TL büyüklüğe ulaşmış, 131 fonu ve 455 bin 758 yatırımcıyı ilgilendiren bir sistem sorunu var..

Bir Fon Krizinin Anatomisi: Siyasi Nüfuz, Denetim Zafiyeti ve Sorumluluk

Peki bu noktaya nasıl gelindi?

Risk görülüyordu. Peki neden kriz önlenemedi?

SPK'nın kendi açıklamasına göre, 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonların düşük halka açıklık oranına sahip hisselerde, şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğu zaten gözlemlenmişti.

Konu 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesi'ne taşındı. Ardından SPK bünyesinde çalışmalar yapıldı ve 2026 yılında yeni düzenlemeler getirildi.

Yani “kimse hiçbir şey görmedi” demek doğru değil.

Ama tam da bu nedenle daha önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Risk 2025'te görülmüşse, sistem neden 2026 Eylül'ünde fonların temerrüde düştüğü noktaya kadar geldi?

15-16 Eylül'de fonlarda temerrütler ortaya çıktı, 17 Eylül'de ise 131 fon tasfiye kapsamına alındı.

Demek ki asıl tartışılması gereken yalnızca “SPK ne yaptı?” değil.

Ne zaman yaptı, hangi veriyi gördü ve neden daha erken müdahale edemedi?

Üstelik bugün soruşturmanın kendisi de genişliyor. Fon yöneticilerinin yanı sıra eski kamu yöneticilerinin de dosyada şüpheli sıfatıyla gündeme gelmesi, denetim zincirinin bütün yönleriyle incelenmesi gerektiğini gösteriyor.

Burada peşinen suçlu ilan etmek değil, sorumluluk zincirini ortaya çıkarmak gerekiyor.

Peki temerrütten önce kimler çıktı?

Belki de dosyanın en kritik sorularından biri bu.

Fonlar yatırımcıların geri ödeme taleplerini karşılayamaz hale gelmeden önce:

Kimler parasını çekti?

Ne zaman çekti?

Ne kadar para çekildi?

Bu kişiler krizden önce hangi bilgiye sahipti?

Kamuoyuna yansıyan MASAK incelemelerinde, Pusula yöneticileri Serdar Turhan ve Muhammed Yarız'ın temerrütlerden önce İsviçre'deki hesaplara toplam yaklaşık 4,1 milyar TL karşılığı para transfer ettiği bildirildi. Bu para hareketlerinin hukuki niteliği soruşturmanın konusu; tek başına suçun kanıtı olarak değerlendirilemez.

Ama zamanlama mutlaka açıklanmalı.

Çünkü sıradan yatırımcı ile büyük yatırımcının aynı bilgiye ve aynı çıkış imkânına sahip olup olmadığı, ancak işlem ve para hareketlerinin tamamı ortaya konulduğunda anlaşılabilir.

Siyasi nüfuz sorusu neden ortaya çıktı?

Dosyanın siyasi boyutunun merkezinde ise eski Bakan ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya'nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemleri bulunuyor.

Kamuoyuna yansıyan soruşturma bilgilerine göre çiftin yaklaşık 163 milyon TL'lik yatırım yaptığı ve daha sonra yaklaşık 2,17 milyar TL tutarında satış gerçekleştirdiği iddia ediliyor. Bunlar soruşturma kapsamında tartışılan bilgiler olup kesinleşmiş bir mahkûmiyet anlamına gelmiyor.

Burada benim asıl sorum kazancın kendisinden önce geliyor:

163 milyon TL'lik başlangıç sermayesi nereden geldi?

Bu para hangi gelir ve mal varlığı kaynaklarından oluştu?

Yatırım nasıl finanse edildi?

Bu yatırım kararının dayanağı neydi?

Ve siyasi konum herhangi bir bilgiye veya ayrıcalığa erişim sağladı mı?

Bu soruların cevapları belge ve kayıtlarla ortaya konulabilir.

Siyasi bağlantı tek başına suçun kanıtı değildir.

Ama siyasi bağlantının herhangi bir avantaj sağlayıp sağlamadığı da araştırılmalıdır.

2,2 milyar TL neden ödendi?

Kaya çiftiyle ilgili yaklaşık 2,2 milyar TL'nin Hazine ve Maliye Bakanlığı'na aktarıldığı yönünde haberler yayımlandı.

Burada da kamuoyunun bilmesi gereken yalnızca “para yatırıldı mı?” sorusu değildir.

Bu ödeme hangi hukuki mekanizma kapsamında yapıldı?

Çünkü 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107/3. maddesi, belirli şartlarda etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için elde edilen veya elde edilmesine sebep olunan menfaatin iki katının Hazine'ye ödenmesini öngörüyor. SPK'nın kendi uygulama örneklerinde de bu hüküm açıkça yer alıyor.

Dolayısıyla soru çok basit:

Bu dosyada elde edilen menfaat hangi tutar olarak kabul edildi ve 107/3 kapsamındaki iki kat ödeme şartı nasıl uygulanacak?

Eğer 2,2 milyar TL ödeme yapıldıysa bunun hukuki hesabı kamuoyuna açıklanmalı.

Ödeme hangi tarihte yapıldı?

Soruşturmanın hangi aşamasında yapıldı?

Etkin pişmanlık hükümleri uygulanacak mı?

Bunlar birbirinden farklı sorular ve cevapları hukuki sonucu değiştirebilir.

Peki vergi?

Bir başka soru da kaçınılmaz olarak vergi.

Yaklaşık 2,17 milyar TL'lik satış tutarının tamamı “kazanç” değildir; alış maliyeti ve ilgili vergi kuralları dikkate alınır.

Ancak şu sorunun cevabı açık olmalıdır:

Bu işlemler nedeniyle doğan vergi yükümlülüğü nedir ve yerine getirilmiş midir?

Gelir İdaresi Başkanlığı, Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senedi alım-satım kazançlarının belirli şartlarda Gelir Vergisi Kanunu'nun Geçici 67. maddesi kapsamında tevkifata tabi olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla vergilendirme konusu da işlem kayıtları üzerinden net biçimde ortaya konulabilir.

Burada da “vergi verilmedi” demek için henüz kesinleşmiş bir bilgi yok.

Ama hangi verginin doğduğu ve ödenip ödenmediği kamuoyunun sorabileceği meşru bir sorudur.

Peki başka siyasilerin serveti ne kadar?

Bu olayın ortaya çıkardığı daha büyük bir şeffaflık sorusu daha var:

Fatma Betül Sayan Kaya dışında, 100 milyon TL'nin üzerinde servete sahip başka siyasetçiler var mı?

Varsa kimler?

Bu servetlerin kaynağı nedir?

Görev dönemlerindeki gelirleriyle uyumlu mudur?

Bugün bütün siyasetçilerin mal varlıklarını karşılaştırabileceğimiz güncel ve kapsamlı bir kamu veri tabanı bulunmuyor.

Dolayısıyla “şu kadar siyasetçinin 100 milyon TL üzerinde serveti var” diye güvenilir bir rakam vermek mümkün değil.

Ama tam da bu nedenle şeffaflık mekanizmasının güçlendirilmesi gerekiyor.

Siyasi görev yapan kişilerin büyük finansal işlemleri ve mal varlıklarının kaynağı kamuoyu tarafından daha anlaşılır biçimde denetlenebilmelidir.

Sonuç: Asıl mesele kimlerin kazandığı değil

Bu kriz bize birkaç çarpıcı rakam bıraktı:

Yaklaşık 900 milyar–1 trilyon TL fon büyüklüğü.

131 tasfiye edilen fon.

455 bin 758 yatırımcı.

Temerrüt öncesi milyarlarca liralık para transferleri.

Yaklaşık 163 milyon TL'lik tartışmalı başlangıç sermayesi.

Yaklaşık 2,17 milyar TL'lik satış iddiası.

Ama bütün bu rakamların üzerinde tek bir soru var:

Türkiye'nin finansal denetim sistemi, bu büyüklükteki riski neden yatırımcıların parası tehlikeye girmeden durduramadı?

Risk 2025'te görülmüşse, 2026'ya kadar hangi tedbirler alındı?

Fonların büyüklüğü artarken kimler denetledi?

Temerrütten önce kimler çıktı?

Kimler ne biliyordu?

Siyasi bağlantılar herhangi bir avantaj sağladı mı?

163 milyon TL'nin kaynağı neydi?

2,2 milyar TL'lik ödeme hangi hukuki hesaplamaya dayanıyor?

Ve aynı şeffaflık standardı diğer siyasiler için de uygulanacak mı?

Bunların cevabı verilmeden bu dosyayı yalnızca “birkaç fon yöneticisinin hatası” olarak görmek eksik kalır.

Çünkü mesele sadece paranın nereden gelip nereye gittiği değil.

Mesele, vatandaşın parasını emanet ettiği sistemin neyi ne zaman gördüğü ve neden zamanında durduramadığıdır.

Gerçek sorumluluk da tam burada başlıyor.

Abdullah Enez EKİM
Pin It
Mudanya Nöbetçi Eczaneleri

Sosyal medyada bizi takip edin

facebook'ta mudanya.gen.tr'yi takip edin twitter'da Mudanya.gen.tr'yi takip edin youtube'da mudanyagentr'yi takip edin

Bu hafta öne çıkanlar