Güncel Haber

Unutulmasın tarih eğer ders alınmazsa yineler. 8 Ekim 1912’de Balkanların en küçük ülkesi Karadağ (Montenegro - Tırnagora), 12 Ekim’de ise Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan Osmanlı’ya savaş açması sonucu başlayan Balkan Savaşı ile bu küçük topluluklar Türklerin üzerine çullandılar.

Yanya kalesi Yunanlarca, İşkodra kalesi Arnavutlarca, Edirne kalesi Bulgarlarca sarılmıştı. Türk orduları hiç savaşmadan, topu, tüfeği bırakarak, bozguna uğrayarak, silah ile er sayısı olarak daha üstün olmasına karşın, ordunun savaşma niteliği olmadığından topluca kaçmaya başlamıştı.

Koskoca Osmanlı ordusunun kaçtığını gören Balkanlardaki Türk ulusu yokluk, açlık içinde, korumasız anayurda doğru yola çıktı. Kağnıdan başka aracı olmadan, her edinimlerini geride bırakarak, bir şose yolu bile olmayan İstanbul’a doğru kaçmaya başladılar. Arkadan gelen, ayaklanmacılar yaşına bakmaksızın yakaladıkları Türk’ü kılıçtan geçirdiler, kadınları, kızları iğdiş edip karınlarını deştiler. Kimileri dağ başlarına sığındı. Bu yaşanan yeryüzünün en büyük acımasız öldürmesi, insanlık tarihinin yazdığı en büyük Türk soykırımıydı.

Ne, sözde uygar, yayılmacı Batı, ne de Konstantiniye’de oturan padişah, ne İttihad ve Terakki kılını kıpırdatmadı.
Öştü-düşman orduları, bu bozguna inanamıyor, savaş alanlarında görülmeyen Osmanlı ordusunun vagonlarca yiyeceği, vagonlarca silahı, yüzlerce topu bırakarak kaçmasına şaşırmışlardı.
Osmanlı dedikleri meğer içi boş bir çuvalmış! İnanamıyorlardı.

Koskoca Osmanlı İmparatorluğu yeni bitme Balkanlılar önünden arkasına bakmadan kaçmaktaydı. Kaçarken yakalanan erlerden kılıçtan geçirilenlerin yaklaşık sayısı 20 bini bulmuştu. İstanbul’a göçmek, kaçmak üzere 1 milyon 200 bin Türk yollara düşmüş, bunun yalnızca 600 bini Anadolu’ya varabilmiştir. Balkan yolları, tarlaları Türk kanıyla sulanmıştı. Çoğu, arkadan kovalayan çetelerce kılıçtan geçirilmiş, kimisi açlık, pislikten gövermeye-koleraya yakalanıp öldürülmüştü. Yola çıkanların 200 bin kişisi Yunanistan’dan kopup gelmişti. Yollar yolaklar, bağlar evler, düzler dağlar kıpkırmızı Türk kanıyla ala bulanmıştı.

Türkleri kovalayan yağı-düşman, Büyükçekmece-Çatalca’ya dek gelmişti. Yağı da yorgundu, ilerlemesi güçtü. Baş sömürücüler, İngiltere ile Fransa İstanbul’u (Çarıgrad) Bulgarlara bırakmamak için saldırganlara “dur” dedi de, tarihin akışı değişti.

İşin ilginç yanı, Konstantiniye’nin düşebileceğini düşünerek, “Konstantiniye’deki Hıristiyanların yaşamını güvence altına almak” gerekçesiyle, İngiliz, Fransız donanması Boğaziçi’ne girdi, karaya er çıkardı (1). Sanki Devlet-i Aliye-i Osmaniye değil, “Nasrettin Hocanın Türbesi” durumuna düşmüştü koskoca Fatih’in, Kanuni’nin ilhanlığı. İşte bu ölçüde onur kırıcı bir dönemdi 1912.

Balkan Savaşı Frenklerin “dur” demesiyle17 Kasım 1912’de bitmişti. Bu yeryüzünün gördüğü en büyük yenilgi, en büyük bozgundu. Tarih, böyle büyük bir yenilgiyi, toplu kıyımı, soykırımı yazmamıştı. Türkler yüzyıllarca süren savaşlarla aldıkları Avrupa topraklarını yalnızca bir ayda elden çıkarmıştı. Bu olay, Türk tarihine büyük bir kara leke olarak düştü. Yağıya baturca direnen Yanya, İşkodra, Edirne Burgazları-kaleleri kalan 6 ile 7 ay içinde açlıktan, cephanesizlikten birer birer, ardı ardına düştü. Direnenler kılıçtan geçirildiler. Türkler bir daha dönmeksizin Avrupa topraklarını yitirmişlerdi.

Bu yitimlerle acımız çok büyükken, Balkan Savaşı başlamadan 2 ay önce, bu kez Trakya’ya bir deprem ile çok büyük bir kıran geldi. 7 Ağustos 1912 gecesi 03:55’de Şarköy – Mürefte (Tekirdağ) odaklı yaklaşık M7,3 büyüklüğünde bir deprem gümbürdeye, gümbürdeye gelmişti. Ortalık toz duman olmuş, göçükler altında çığrınanlar, yoksulluk, çaresizlik içinde kurtarılmayı boşu boşuna beklediler. 5 bin 500 kişinin yaşadığı Şarköy’de Türkler, Ermeniler, Musevi ile Çingeneler uyurken göçük altında kalmış yıkılmayan yapı, cami, kilise kalmamıştı. Depremle çıkan yangınlar konutları yakıp geçmişti. 200’ün üstünde kişi ölmüş, 150 kişi yaralanmış, Mürefte’de ise 707 kişi ölmüştü. Depremin yol açtığı yıkıntıları, dokuncaları incelemek için Ahmet Muhtar Paşa Hükümeti Şarköy’e Atina’dan bir Yunanlı jeofizik sayışmanı-mühendisi göndermişti. Çok sayıda andık-hayvan göçük altında kalmış, içme suyu kuyuları bozulmuş, su sıkıntısı çekilmiş, yağma başlamıştı. Evsiz barksız kalan kişiler için İstanbul’dan deniz yoluyla çadır ile yiyecek istenmişti.

Bu deprem sırasında, olası Balkan Savaşı’na karşı savunmaya hazırlanan ordu birlikleri Tekirdağ’da bulunuyordu. Onların da, yiyecek, giyecek yedekleri ile kışlaları, yollar dokunca görmüştü. Yörede bulunan on binin üzerindeki er yiyeceksiz kalmıştı. Savaşın başlamak üzere olduğu bir sırada olan deprem çok etkili olmuştu.

1912 MÜREFTE-TEKİRDAĞ DEPREMİ OLDUĞUNDA TÜRKİYE İLE DÜNYA’YA KOLERA SALGINI GELDİĞİ UNUTULMASIN…

Balkan bozgunuyla, bütün Trakya ile Çanakkale Bölgesinde oturanlar, ayrıca 1912’den depreminden sağ kurtulanlar depremden yalnızca bir iki ay sonra 20 Ekim 1912 başlayacak Balkan Savaşı ile kılıçtan geçirilmişti. Bozgundan kurtulup kaçanlar ise çıkan göverme-kolera salgınından kırılmışlardı. Tam bir kıran üstüne kıran!

Bu iki büyük kırım yetmezmiş gibi,1914’de de aslı 1. Kayayağı (petrol) Savaşı olan I. Dünya Savaşı patlayarak Osmanlı’nın son toprakları kapanın elinde kalmış, Çanakkale’de kopan savaş 218 bin kişiyi alıp götürmüştü. Sıvaksal - siyasi deprem en büyüğüydü. Ülkemizi, kaynaklarımızı, onurumuzu yitirmiştik.

Ağzımdan yel alsın, şimdi de, Korona salgını ortalığı kasıp kavuruyor. Her ne kadar ben 2045’den önce beklemesem de, depremim “Valla billası olmaz”, eğer Kuzey Marmara’da M7,0 dolayında bir deprem olursa, yalnızca İstanbul’da kişi yitimi korkarım ki, 5 - 6 milyonu bulur. Bunun üzerine çökmüş bir Türk kıskılı - ekonomisi, çöken tarımı, yaşam pahalılığını, doların yükselişini, borçların artışını, gittikçe kuruyan su kaynaklarımızı, komşularla olan çatışmalı durumumuzu, içimize giren 5 milyon Suriyelilerin, yoksulluğun yaratabileceği sıkıntıların sonuçlarının ne olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

Mürefte Depremi, Balkan Savaşı ile Kolera salgınının üst üste geldiği anımsanarak, “Olmaz bi şey yahu”, demeden, Türkiye’de didişmeler bırakılıp, Merkez yönetimle, yerel yönetimler, yarın benzer bir olayın olabileceğini düşünerek hazırlıklı olmalıdır.

Çok geç olmadan.

Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Jeofizik Yüksek Mühendisi

İstanbul 5 Mayıs 2020

KAYNAK
Ercan, Övgün Ahmet, 2020. DEPREMCİ kitabı. 911 sayfa.

Game House Playstation Mudanya Nöbetçi Eczaneleri Sunar

Mudanya Nöbetçi Eczaneleri

Sosyal medyada bizi takip edin

facebook'ta mudanya.gen.tr'yi takip edin twitter'da Mudanya.gen.tr'yi takip edin youtube'da mudanyagentr'yi takip edin

Bu hafta öne çıkanlar