Siyasette yıllardır değişmeyen bir gerçek var: Vatandaş, kendisine anlatılanla değil; yaşadığıyla karar verir. Çünkü insanın hayatı bir basın açıklaması değildir. Sabah işe giderken yolda yaşadığı sıkıntıdır. Akşam eve dönerken bulamadığı otoparktır. Pazara çıktığında elindeki parayla yaptığı hesaptır. Çocuğunun geleceği için duyduğu endişedir.

Bazen ülke yönetiminde, bazen de yerel yönetimlerde aynı yanılgıya düşülüyor. Bir sorun anlatıldığında sanki sorun çözülmüş gibi bir hava oluşuyor. Ama vatandaşın hayatında değişen bir şey yoksa, o açıklamanın karşılığı da olmuyor.
Vatandaş "geçinemiyorum" diyor. Cevap; rakamlarla, tablolarla geliyor. Vatandaş "trafik beni yoruyor" diyor. Cevap; projelerle geliyor. Vatandaş "otopark bulamıyorum" diyor. Cevap; planlardan bahsediyor. Ama vatandaşın sorduğu soru aslında çok basit: "Benim hayatım ne zaman kolaylaşacak?"
Mudanya da bundan farklı değil. Bu güzel ilçede yaşayan insanlar büyük laflar değil, küçük ama gerçek dokunuşlar bekliyor. Bir annenin çocuğunu okula götürürken rahat etmesini... Bir esnafın dükkânının önünden geçen insanlardan umut bulmasını... Bir vatandaşın aracını park ederken saatler kaybetmemesini... Yaşadığı kentin geleceğine güvenmesini...
Bazen yönetenler şunu unutuyor: Vatandaş her gün siyaset konuşmuyor. Vatandaş hayatını yaşıyor. Sabah işe gidiyor. Akşam evine dönüyor. Faturasını ödüyor. Çocuğunun geleceğini düşünüyor. Ve bütün bunların içinde kendisine dokunan hizmeti görmek istiyor.
Bir evin yönetimi nasılsa, bir şehrin yönetimi de biraz böyledir. Evde sıkıntı olduğunda sürekli eşyaları satmak kolaydır. Ama asıl maharet, gelir oluşturmak ve geleceği güvence altına almaktır. Şehirler de böyledir. Geçmişten kalan değerler sadece bugünün ihtiyacını karşılamak için değil, yarının çocuklarına bırakmak için vardır.
Ben bir dönem belediye meclisinde görev yapmış biri olarak şunu çok iyi biliyorum: Her kararın arkasında insan hayatı vardır. Bir imza sadece kâğıt üzerinde kalmaz. Bir karar bazen yıllar sonra bir şehrin kaderini belirler. Bu yüzden eleştirmek kolay, sorumluluk almak zordur.
Ama demokrasinin güzelliği de burada başlar. Yöneten eleştiriyi düşmanlık olarak değil, bir uyarı olarak görmelidir. Çünkü iyi yönetimler sadece alkışlarla değil, doğru eleştirilerle de gelişir.
Mudanya'nın da, ülkemizin de ihtiyacı aynı: Daha çok samimiyet. Daha çok şeffaflık. Daha çok çözüm. Çünkü vatandaş mükemmel cümleler beklemiyor. Sadece hayatında küçük bir iyileşme görmek istiyor. Bazen bir otopark sorununun çözümü... Bazen düzgün bir yol... Bazen zamanında verilen bir sözün tutulması... İşte gerçek siyaset budur.
Çünkü yönetmek, vatandaşa kendini anlatmak değil; vatandaşın kendini değerli hissetmesini sağlamaktır. Sonunda geriye ne sloganlar kalır ne de afişler. Geriye sadece insanların hayatına dokunan işler kalır.
Mehmet ER






