Türkiye’de siyasetin en ağır sınavlarından biri, seçim meydanlarında verilen sözlerle makam koltuğuna oturduktan sonra yapılanlar arasındaki mesafedir. Hele ki konu köylünün toprağıysa… Hele ki mesele, dedelerin imeceyle aldığı ortak meralar, hayvancılığın can damarı olan otlaklar ve köyün geleceğiyse… O zaman mesele artık sadece bir belediye tasarrufu değil; vicdan, ideoloji ve siyasi aidiyet meselesidir.

2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı yasa, köylerin tüzel kişiliğini ortadan kaldırırken milyonlarca metrekare köy malını destek olmaları ve değerlendirmeleri için belediyelere devretti. Satmaları için değil. O günlerde en sert tepkiyi veren parti ise Cumhuriyet Halk Partisi oldu. CHP yıllarca bu yasayı “köylünün mülksüzleştirilmesi” olarak tanımladı.
Kemal Kılıçdaroğlu meydanlarda çıktı ve dedi ki:
“O meralar sizin atalarınızın alın teriyle alındı. İlk işimiz köy tüzel kişiliklerini geri vermek olacak.”
Özgür Özel ise daha ileri giderek, köy mallarının satışına karşı mücadele edeceklerini söyledi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, köy mallarının satışını açık ifadelerle “gasp” olarak nitelendirdi.
Peki bugün Mudanya’da ne yaşanıyor?
Tam da CHP’nin yıllarca karşı çıktığı ne varsa, bugün CHP’li Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç eliyle uygulanıyor.
Yaklaşık 804 dönüm arazi satışa çıkarılıyor… Köylü ayağa kalkıyor… Çayönü’nde insanlar basın açıklaması yapıyor… “Bu topraklar bizim dedelerimizin emaneti” diyor… “Hayvancılığımız bitecek” diyor… “Yaşam tarzımız tehdit altında” diyor…
Ama bütün bu itirazlara rağmen satış kararından geri adım atılmıyor. Konuyu yazan gazetecilere ise belediye meclis kürsüsünden lakırtılar söyleniyor.
Daha da vahimi ne biliyor musunuz?
Köylü, bir önceki CHP’li dönemde satılan arazinin üzerine kurulan hazır beton tesisini gösterip:
“Bize tozdan başka faydası olmadı.”
Köyün yolunun değiştiğini anlatıyor.
Başkan Deniz Dalgıç ise:
“Buraya nasıl ruhsat verdiler?”
diye hayret ediyor.
Fakat ortada iptal edilen bir ruhsat yok.
Ortada geri alınan bir yanlış yok.
Ortada durdurulan bir düzen yok.
Sadece şaşırılmış gibi yapılan bir tablo var.
Mudanya’da yaşananlar artık klasik bir belediye tartışmasının çok ötesine geçti. Çünkü mesele asfalt değil. Mesele park değil. Mesele ihale değil.
Mesele ideolojik tutarlılık.
İşin belki de en ağır tarafı şudur:
“Köylü milletin efendisidir” diyerek Anadolu insanını Cumhuriyet’in merkezine koyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin belediye başkanı bugün; traktörleriyle yollara çıkıp “Ortak alanlarımızı satmayın, biz burada hayvancılık yapıyoruz” diye feryat eden köylüler hakkında suç duyurularında bulunabiliyor.
Daha da vahimi; Çayönü’nde köylülerin yüzüne karşı sarf ettiği video kayıtlarına geçen “Bu toprakların asıl sahipleri sizler değilsiniz, asıl sahipleri Yunanistan’da” şeklindeki ifadeler, Mudanya’da yalnızca siyasi değil, vicdani bir kırılma da yaratmıştır.
Çünkü bu sözler; sadece köylüyü değil, bu ülkenin kurtuluş mücadelesini vermiş Cumhuriyet hafızasını da tartışmanın içine çekmektedir.
Unutulmamalıdır ki; Türkiye Cumhuriyeti bir işgal coğrafyasından doğdu. Mustafa Kemal Atatürk ise o mücadelenin başkomutanıydı. Bugün CHP rozeti taşıyan bir belediye yönetiminin, köylünün aidiyet duygusunu böylesine tartışmalı ifadelerle hedef haline getirmesi; parti tabanında da derin bir ideolojik sorgulamaya neden olmaktadır.
Çünkü mesele artık sadece arazi satışı değildir.
Mesele; CHP’nin tarihsel kodlarıyla bugünkü yönetim anlayışı arasındaki mesafenin ne kadar açıldığı meselesidir.
Geçtiğimiz aylarda Mudanya sokaklarında yüzlerce traktörün oluşturduğu konvoy sıradan bir protesto değildir.
Bu; köylünün, “Beni seçim zamanı hatırlayıp sonra toprağımı satamazsınız” isyanıdır.
Bu; CHP’nin yıllarca savunduğu söylemlerle, Mudanya Belediyesi’nin uygulamaları arasındaki uçurumun meydandaki yansımasıdır.
Ve tam burada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Sayın Deniz Dalgıç gerçekten CHP’nin siyasal hafızasını mı temsil ediyor…
Yoksa CHP’ye sonradan monte olmuş veya edilmiş, toprağa “arsa”, köylüye “engel”, belediyeye “şirket” gibi bakan yeni nesil belediyecilik anlayışını mı?
Çünkü sosyal demokrat belediyecilik;
köylünün ortak malını satıp bütçe oluşturmak değildir.
Halkçılık;
“Belediye de halktır, satıyoruz işte” diyerek eleştirileri bastırmak değildir.
Sosyal demokrasi;
köylünün yüzüne karşı “Bu toprakların asıl sahipleri Yunanistan’da” gibi cümlelerin gölgesinde siyaset yapmak hiç değildir.
Hele hele…
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” sözünü miras aldığını söyleyen bir siyasi gelenekten gelip, köylünün traktörlerle belediye önüne dayanmasına neden olmak; üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken tarihsel bir çelişkidir.
Gazetecilik suç değildir
Mudanya Belediye Meclisi’nde gazetecileri hedef alan açıklamalar ise bu çelişkiyi daha da görünür hale getirmiştir.
“Utanmadan kendisine gazeteci diyenler halkın malını satıyorlar diye yazıyorlar.”
Oysa gazeteciliğin temel görevi tam da budur:
Halk adına soru sormak, yazmak…
Hele ki konu halkın ortak mülküyse…
Asıl tartışılan şey nedir?
Bugün Mudanya’da asıl tartışılan şey bir satış ihalesi değildir.
Asıl tartışılan şey şudur:
CHP’nin yıllardır savunduğu “köy malları köylünündür” anlayışı gerçek mi?
Sadece bir algı operasyonu mu?
Yoksa o söylemler yalnızca seçim dönemlerinde kullanılan romantik cümlelerden mi ibaretti?
Çünkü bir yerde traktörler belediye binasına yürüyorsa…
Bir yerde köylü “toprağıma dokunma” diye haykırıyorsa…
Bir yerde insanlar “dedem yalınayak gezdi, bu toprağı aldı” diyorsa…
Orada artık teknik açıklamalar değil, vicdani hesaplaşmalar başlar.
Ve hiç kimse kusura bakmasın…
Köylünün ortak malını satış listesine koyup ardından da çıkıp “sosyal demokrat halkçı belediye başkanıyım” diyebilmek; gerçekten büyük bir siyasi konfor ister.
“Köylünün derdini, halkın itirazını ve ortak vicdanın sesini bugüne kadar utanarak değil; büyük bir gazetecilik sorumluluğu ve onuruyla yazdım, yazmaya da devam edeceğim.
Sn. Başkan asıl sorgulanması gereken; meclis kürsüsünden gazetecilere laf yetiştirmek değil, köylünün ortak malı satışa çıkarırken hâlâ ‘Sosyal demokrat halkçı CHP’nin' ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün temel ilkeleri çatısı altında nasıl durabildiğinizdir?
Çünkü bu mesele; kamera önünde verilen pozlarla ya da sahaya inmiş görüntüsüyle çözülecek bir mesele değil…
Bu mesele, halkçılığı CHP'nin temel değerlerini gerçekten savunup savunmadığınızın turnusolüdür.”
Öner KIRAN - mudanya.gen.tr
Editörden kısa bilgiler demeti. Ve bir soru;
Mülkiyet Gaspı DİYEN CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal CHP'li ise Gazetecilere kürsüden gönderme yapan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç ne kadar CHP'li?
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, özellikle 6360 sayılı Büyükşehir Yasası sonrası köylerin mahalleye dönüştürülmesi, köy tüzel kişiliklerinin kaldırılması ve köy mallarının belediyelere devredilmesi konusunda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Sarıbal’ın söylemlerinin ana ekseni, bu düzenlemenin “kırsalın tasfiyesi” ve “köylünün mülksüzleştirilmesi” olduğu yönünde şekilleniyor.
Öne Çıkan Açıklamalar ve Tespitler
- Büyükşehir Yasası’nın “idari sadeleşme” adı altında çıkarıldığını ancak gerçekte köylerin ekonomik ve hukuki varlığını ortadan kaldırdığını söyledi.
- Köylerin mera, yaylak, tarla, su kaynakları ve ortak kullanım alanlarının belediyelere devredildiğini; bu alanların daha sonra rant, sanayi, ticari projeler ve yapılaşma baskısına açıldığını savundu.
- En dikkat çeken ifadelerinden biri ise şu oldu:
“Bu bir idari düzenleme değil, açık bir mülksüzleştirme operasyonudur.”
Sarıbal’a göre yasa sonrası köylü:
- Kendi ortak malları üzerindeki tasarruf hakkını kaybetti,
- Üretim imkanlarından uzaklaştı,
- Belediye merkezli karar mekanizmalarına bağımlı hale geldi.
Sarıbal, özellikle köy tüzel kişiliklerinin kaldırılmasını, “köyün hafızasının ve yerel iradesinin yok edilmesi” olarak değerlendirdi.
Bursa’nın Karacabey Hürriyet Köyü örneğini sık sık kullanan Sarıbal, Bulgaristan göçmeni köylülerin yıllar içinde oluşturduğu ortak malların 2014 sonrası belediyelere geçtiğini, köylünün üretimden koparıldığını ifade etti.
TBMM’ye Sunulan Teklif
2026 yılı başında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu kanun teklifinde Sarıbal;
- Mahalleye dönüştürülen köylerin yeniden köy statüsü kazanmasını,
- Köy tüzel kişiliğinin geri verilmesini,
- Belediyelere devredilen taşınır ve taşınmaz köy mallarının köylere iade edilmesini istedi.
Sarıbal ayrıca, “kırsal mahalle” statüsünün yeterli olmadığını, doğrudan köy tüzel kişiliğinin yeniden kurulması gerektiğini savundu.
Tarım arazileri ve kamulaştırmalar konusunda da benzer bir çizgide açıklamalar yapan Sarıbal, özellikle deprem bölgesindeki acele kamulaştırmaları “mülkiyet hakkı gaspı” olarak niteledi.





