Ertan ABDULAZİZOĞLU

Geçtiğimiz günlerde işim nedeniyle Antalya’nın Manavgat ilçesindeydim. Birkaç farklı otelde konaklama fırsatı buldum. Ancak yalnızca otelleri değil; bölgenin kıyı kullanımını, ulaşımını, yapılaşmasını, ticari alanlarını, sosyal donatılarını ve sahil arkasındaki yerleşim düzenini de inceleme fırsatı buldum. Bir süre sonra zihnimde ister istemez Mudanya’nın Esence, Söğütpınar, Eğerce ve Mesudiye sahilleri belirdi. Çünkü iki bölge arasında dikkat çekici bir benzerlik var: İkisi de deniz, kumsal ve doğal güzellik bakımından güçlü. Fakat aralarında önemli bir planlama farkı göze çarpıyor.

Abdullah Enez Ekim yazdı. "Marmara’nın Gizli Mücevheri Ve Kaçırılan Büyük Fırsat: Esence - Mesudiye Hattı"

Manavgat’ın Kızılağaç bölgesinde doğal güzellik, turizm, ulaşım, ticaret ve yapılaşma arasında daha bütüncül bir ilişki kurulmaya çalışılmış. Esence–Mesudiye hattında ise doğal ve kıyısal değer son derece güçlü olmasına rağmen, bu değeri ekonomik ve sosyal değere dönüştürecek bütüncül sistemin aynı ölçüde ortaya konulamadığı görülüyor. Oysa mesele doğal kaynak eksikliği değil. Mesele, elimizdeki değeri nasıl yönettiğimiz.

Bir sahilin kaderi kaçak yapılarla değil, plansızlığın planlı hale gelmesiyle yazılıyor.

15 kilometrelik bir fırsat

Esence’den Söğütpınar’a, Eğerce’den Mesudiye’ye uzanan kıyı şeridi Mudanya’nın en önemli doğal varlıklarından biri. Yaklaşık 15 kilometrelik bu kıyı boyunca uzun kumsallar, ince kum yapısı ve birçok noktada denize girmeye elverişli sahiller bulunuyor.

Sahada gördüğüm kadarıyla bu kıyının en büyük avantajlarından biri de Antalya’daki bir çok turizm merkezinde olduğu gibi yoğun yapılaşma baskısının henüz bütün kıyıyı aynı ölçüde dönüştürmemiş olması.

Tam da bu nedenle bugün hâlâ bir şansımız var. Ancak bu şansın sınırsız olmadığını da kabul etmek gerekiyor.

Çünkü bölgenin yıllar içerisinde oluşmuş ciddi bir yapılaşma ve mülkiyet problemi bulunuyor. Ruhsatsız veya mevzuata aykırı olduğu değerlendirilen yapılar, parçalı mülkiyet, farklı kullanım biçimleri ve kıyı çevresindeki kamu alanlarına ilişkin kullanım sorunları, bugün çözülmesi gereken çok katmanlı bir tablo ortaya çıkarıyor.

Bu tablonun içerisinde yalnızca yapı sahipleri yok.

  • Vatandaş geleceği konusunda belirsizlik yaşıyor.
  • Kamu düzenli ve planlı bir ekonomik değer üretme fırsatını yeterince kullanamıyor.
  • Belediyeler altyapı ve kamusal hizmetleri bütüncül biçimde planlamakta zorlanıyor.
  • Turizm yatırımcısı hukuki ve planlama koşullarının geleceğini öngörmekte güçlük çekiyor.
  • Mudanyalı ise ilçesinin sahip olduğu bu önemli kıyı potansiyelinden olması gerektiği ölçüde yararlanamıyor.

Asıl ilginç olan şu: Bu bölgenin planı zaten vardı

Burada yıllardır yapılan tartışmanın önemli yanılgılarından biri ortaya çıkıyor. Esence–Mesudiye bölgesi tamamen plansız bırakılmış bir alan değil. Tam tersine.

Esence, Eğerce, Mesudiye ve Söğütpınar’ın kıyı kesimine ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 7 Şubat 2011 tarihli ve 66 sayılı kararıyla onaylandı. Bunu 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı izledi ve bu plan da 9 Eylül 2011 tarihli ve 393 sayılı Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla onaylandı.

Yani bundan yaklaşık 15 yıl önce bölgenin geleceğine ilişkin bir planlama çerçevesi zaten oluşturulmuştu.

Fakat zaman içerisinde bu planın uygulanması konusunda ciddi sorunlar ortaya çıktı. Bugün hazırlanan resmi plan açıklama raporunda da bu sorunlar açıkça ifade ediliyor. Kadastral sınırların planla uyuşmaması, parsellerin çok hisseli olması ve sosyal donatı alanlarının yetersizliği nedeniyle 2011 tarihli uygulama imar planında uygulamaya yönelik problemler yaşandığı ve bu nedenle revizyona gidildiği belirtiliyor.

İşte meselenin özeti belki de tam burada: Plan vardı; ancak planın sahada uygulanabilir ve sürdürülebilir bir yerleşim düzenine dönüşmesi konusunda sorunlar yaşandı.

2021’de yeniden masaya yatırıldı

Sorun bununla da bitmedi. 2021 yılında yaklaşık 348 hektarlık alan için yeni bir revizyon çalışması başlatıldı. Bu çalışma Esence, Söğütpınar, Eğerce ve Mesudiye’yi kapsıyordu.

Hazırlanan resmi raporda çalışmanın amaçları arasında;

  • plan ile kadastro arasındaki teknik sorunların giderilmesi,
  • fiziksel çevrenin sağlıklı hale getirilmesi,
  • düzenli kentleşmenin sağlanması,
  • yeterli sosyal ve teknik donatı alanlarının oluşturulması

gibi hedefler açıkça ortaya konuluyor.

Üstelik bölge yalnızca imar açısından değil, jeolojik açıdan da değerlendirilmiş durumda. 2010 tarihli jeolojik-jeoteknik etüt bulunuyor. Yeni planlama çalışmasında da yüksek eğimli, kaya düşmesi riski bulunan ve kıyı kesimindeki bazı taşkın alanları yapılaşmaya uygun olmayan alanlar olarak değerlendirilmiş.

Dolayısıyla burada savunduğumuz şey kesinlikle “her yeri imara açalım” anlayışı değildir. Tam tersine. Doğal eşikleri dikkate alan, nerede yapılaşılabileceğini ve nerede yapılaşılmaması gerektiğini belirleyen, aynı zamanda mevcut yapılaşmanın geleceğini hukuki ve teknik açıdan çözen gerçek bir planlama anlayışına ihtiyaç vardır.

2023, 2024, 2026… Bitemeyen plan döngüsü

Revizyon planı Mudanya Belediye Meclisi tarafından 7 Temmuz 2023 tarihinde uygun bulundu. Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi ise 16 Ocak 2024 tarihinde planı onayladı ve plan 19 Şubat–19 Mart 2024 tarihleri arasında askıya çıkarıldı.

Fakat süreç burada da sona ermedi. Askı döneminde 380 itiraz yapıldı. Mudanya Belediye Meclisi 6 Şubat 2026 tarihinde bu itirazları değerlendirdi. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı da 16 Haziran 2026 tarihli 690 sayılı kararla değişiklikleri onayladı ve değişen bölümler 6 Temmuz 2026 tarihinde yeniden askıya çıkarıldı.

Bugün geldiğimiz noktada ise Esence–Eğerce–Söğütpınar revizyon uygulama imar planına ilişkin askı itirazları hâlâ belediye gündeminde.

Şimdi durup düşünmek gerekiyor: 2011 yılında planlanan bir bölge, 2026 yılında hâlâ planın uygulanabilirliği, değişiklikleri ve itirazları üzerinde çalışıyorsa, sorunu yalnızca vatandaşın imar mevzuatına uymaması üzerinden açıklamak yeterli midir?

Elbette değildir. Bu, kaçak veya ruhsatsız yapılaşmayı meşru hale getirmez. Ancak ortaya çıkan tablo bize daha büyük bir soruyu sorma hakkı veriyor: Kamu yönetimi, bu yapılaşmanın oluşmasına ve zaman içerisinde kalıcı bir yerleşim karakteri kazanmasına neden olan koşulları ne ölçüde zamanında yönetebildi?

Kaçak yapı sonuçtur; asıl mesele sistemi kurabilmektir

Bir vatandaşın ruhsatsız veya mevzuata aykırı yapı yapmasının hukuki bir mazereti olamaz. Ancak şehircilik yalnızca “yapıldı–yıkıldı” denkleminden ibaret değildir.

Bir bölgede;

  • uygulanabilir bir imar düzeni oluşturulamıyorsa,
  • plan ile kadastro arasında uyuşmazlıklar bulunuyorsa,
  • parseller aşırı hisseli ve parçalı durumdaysa,
  • yollar ve sosyal donatı alanları yeterince oluşturulamıyorsa,
  • altyapı yatırımları yapılaşmayla eş zamanlı yürütülemiyorsa,
  • mevcut yapı stokunun geleceği konusunda açık bir dönüşüm modeli bulunmuyorsa,
  • yeni mevzuata aykırı yapılaşmanın önlenmesi konusunda etkin ve sürekli denetim sağlanamıyorsa,

bir süre sonra sorun tek tek yapılardan çıkar ve fiili bir yerleşim düzenine dönüşür.

Sonra yıllar geçer. İnsanlar o yapılarda yaşamaya başlar. Bölgeye yollar, elektrik, su ve diğer kamu hizmetleri ulaşır. Ve yıllar sonra aynı insanlara “burası mevzuata aykırı” denildiğinde doğal olarak şu soru ortaya çıkar: “Peki bu yapı ve bu yerleşim neden yıllarca varlığını sürdürebildi?”

Bu soru önemlidir. Çünkü kamu yönetiminin görevi yalnızca ortaya çıkmış sorunlara müdahale etmek değil; yeni sorunların oluşmasına neden olan koşulları da mümkün olduğunca önceden yönetmektir.

Peki sorumluluk nerede başlıyor?

Bu noktada meseleyi tek bir kuruma veya yalnızca vatandaşa yüklemek doğru olmaz. Esence–Mesudiye hattında bugün karşılaştığımız tabloyu birden fazla idari ve mevzuatsal faktörün zaman içerisinde birikmesiyle ortaya çıkan bir planlama ve yönetim sorunu olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

İlçe belediyesi
İlçe belediyesinin imar uygulamaları, yapılaşmanın denetimi ve mevcut planların sahada uygulanması açısından önemli sorumlulukları bulunuyor. Bu nedenle tartışılması gereken konu yalnızca “kaçak yapı var mı?” değildir. Asıl soru şudur: Yeni mevzuata aykırı yapılaşmanın önlenmesi, mevcut yapı stokunun izlenmesi ve plan kararlarının sahaya aktarılması konusunda bugüne kadar yeterli ve sürekli bir uygulama mekanizması kurulabildi mi? Bu soru, kişileri hedef almadan doğrudan kamu yönetiminin performansını sorgulayan meşru bir sorudur.

Büyükşehir belediyesi
Bursa Büyükşehir Belediyesi de üst ölçekli planlama, ulaşım, altyapı ve kıyı alanlarının yönetimi bakımından önemli bir aktördür. Yaklaşık 15 kilometrelik bu kıyı hattının yalnızca dört ayrı mahalle veya köy yerleşimi olarak değil, bütüncül bir kıyı alanı olarak ele alınıp alınmadığı da tartışılmalıdır. Kıyı düzenlemeleri, ulaşım, temizlik, altyapı, otopark, yaya bağlantıları ve kamusal kullanım alanları birbirinden bağımsız düşünülemez. Buradaki mesele bir belediyeyi “ihmal etmekle” suçlamak değil; bölgenin sahip olduğu potansiyelin büyüklüğüyle yapılan kamusal yatırım ve planlamanın aynı ölçekte olup olmadığını sorgulamaktır.

Mülkiyet ve mevzuat düzeni
Bölgedeki çok hisseli ve parçalı mülkiyet yapısı da başlı başına önemli bir problem. Resmi plan raporunda da çok hisseli parseller ile plan-kadastro uyumsuzluklarının uygulamada ciddi sorunlar oluşturduğu belirtiliyor. Bu nedenle yalnızca vatandaşın mülkiyet tercihlerine bakmak yerine, mevcut mülkiyet yapısının planlama ve parselasyon süreçleriyle nasıl çözülebileceği tartışılmalıdır.

Merkezi mevzuat ve imar düzenlemeleri
İmar mevzuatında geçmiş yıllarda yapılan düzenlemelerin, fiili yapılaşma ve mevcut yapıların hukuki statüsü üzerinde önemli sonuçlar doğurduğu da açıktır. Burada yapılması gereken, herhangi bir siyasi iradeye doğrudan “kaçak yapılaşmayı teşvik etti” şeklinde bir niyet atfetmek değildir. Ancak şu soruyu sormak son derece meşrudur: Geçmişte uygulanan imar düzenlemeleri, mevcut yapılaşmanın kontrol altına alınmasına mı, yoksa bazı fiili yapılaşmaların kalıcılaşmasına mı daha fazla katkı sağladı? Bu sorunun cevabı siyasi tartışmanın ötesinde, şehircilik açısından ciddi biçimde değerlendirilmelidir.

Bir başka şehir bunu nasıl yapmış?

Geçtiğimiz günlerde Manavgat’ın Kızılağaç bölgesini gezerken dikkatimi çeken temel fark buydu. Kızılağaç’ın meselesi yalnızca otellerin varlığı değil. Asıl dikkat çekici olan; kıyı + turizm + ulaşım + ticaret + konut + sosyal donatı + altyapı ilişkisinin birlikte düşünülmüş olmasıdır.

Kızılağaç, Side Turizm Alanı ve Side II Nolu Turizm Merkezi içerisinde planlanan özel bir turizm bölgesi olarak ele alınmış durumda. Bölgede turizm tesis alanları tanımlanmış; kamu taşınmazlarının da turizm ve günübirlik kullanımlar için mevzuata uygun tahsis ve üst hakkı gibi mekanizmalarla değerlendirilmesine yönelik örnekler bulunuyor.

Manavgat Belediyesi de Kızılağaç bölgesinde turizm alanlarına hizmet veren yeni imar yolları, kaldırımlar, orta refüj, sıcak asfalt ve aydınlatma çalışmaları gerçekleştirmiş durumda.

Buradaki temel yaklaşım dikkat çekici: Önce planlama, ardından ulaşım ve altyapı, sonra yatırım.

Elbette Kızılağaç modeli kusursuz değildir. Bölgedeki bazı planlama kararlarının hukuki itirazlara ve yargı süreçlerine konu olduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla Esence–Mesudiye için önerdiğim şey Manavgat’ı birebir kopyalamak değildir. Önerdiğim şey, başka bölgelerde uygulanan planlama modellerinin güçlü ve zayıf yönlerinden yararlanarak Mudanya’nın kendi özgün modelini oluşturabilmektir.

Peki Esence–Mesudiye için ne yapılmalı?

Cevap yalnızca yeni bir 1/1000 ölçekli plan hazırlamak değildir. Bölgenin ihtiyacı bundan daha büyüktür.

Kıyı Alanı Yönetim ve Turizm Master Planı
Esence–Eğerce–Söğütpınar–Mesudiye hattının tamamını kapsayan, imar planlarının üzerinde stratejik bir Kıyı Alanı Yönetim ve Turizm Master Planı hazırlanmalıdır.

Bu plan en azından şu sorulara cevap vermelidir:

1. Kıyı ve halkın kullanımı
Hangi alanlar tamamen ücretsiz halk plajı olarak korunacak?
Hangi alanlar günübirlik tesis olacak?
Hangi alanlar doğal ve ekolojik koruma kapsamında kalacak?
Kıyının kamusal niteliği nasıl korunacak?

2. Turizm modeli
Bölgenin mevcut dokusuna uygun olarak;

  • butik oteller,
  • pansiyonlar,
  • kamp ve karavan alanları,
  • günübirlik tesisler,
  • restoran ve ticari alanlar

hangi ölçekte ve nerelerde konumlandırılacak? Amaç Antalya’daki gibi yoğun bir betonlaşma değil; Mudanya’nın karakterine uygun, kontrollü ve nitelikli bir turizm modeli olmalıdır.

3. Ulaşım ve altyapı
Kıyıya paralel ana ulaşım aksı nasıl düzenlenecek?
Yaya ve bisiklet bağlantıları nereden geçecek?
Otoparklar nerede olacak?
Kanalizasyon ve arıtma altyapısı nasıl çözülecek?
En önemlisi: Altyapı yapılaşmadan sonra değil, yapılaşmayla birlikte planlanmalıdır.

4. Mülkiyet düzenlemesi
Çok hisseli ve parçalı mülkiyet yapısı; parselasyon, tevhit, ifraz, 18. madde uygulamaları gibi planlama araçlarıyla nasıl çözülecek? Vatandaşın mülkiyet hakkı korunurken, kamu yararına uygun sağlıklı parsel düzeni nasıl oluşturulacak?

5. Mevcut yapı stokunun geleceği
Bugün bölgede bulunan yapıların tamamını aynı kategoride değerlendirmek doğru değildir.

Yapılar;

  • hukuki durumları,
  • yapı güvenliği,
  • kıyıya mesafeleri,
  • taşkın ve doğal riskleri,
  • altyapı bağlantıları,
  • plan kararları

açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Sonuçta hangi yapıların korunacağı, hangilerinin dönüştürüleceği, hangilerinin risk nedeniyle taşınması veya kaldırılması gerektiği şeffaf ve teknik kriterlerle belirlenmelidir. Vatandaşın önüne belirsizlik değil, öngörülebilir bir yol haritası konulmalıdır.

Mudanya’nın önünde tarihi bir fırsat var

Bugün Esence, Eğerce, Söğütpınar ve Mesudiye hâlâ önemli ölçüde değerlendirilebilir bir potansiyele sahip. Çünkü henüz tamamen yoğun yapılaşmaya dönüşmüş bir kıyıdan söz etmiyoruz. Bu büyük bir avantaj.

İhtiyacımız olan şey yeni bir imar affı veya yeni bir kontrolsüz yapılaşma dalgası değildir. İhtiyacımız olan; kararlı bir kamu iradesi, uygulanabilir bir plan, doğru altyapı yatırımı ve uzun vadeli bir kıyı yönetim politikasıdır.

2011 yılında planlanan bir bölgenin üzerinden yaklaşık 15 yıl geçmesine rağmen hâlâ revizyonlar, itirazlar ve uygulama sorunlarıyla gündeme gelmesi bize önemli bir şey söylüyor: Sorun yalnızca plan yapmak değil; planı sahada yaşatabilmektir.

Esence–Mesudiye hattının geleceğini bugünkü fiili yapılaşmanın belirlemesine izin verirsek, yarın çok daha zor ve maliyetli bir tabloyla karşılaşabiliriz. Ama bugün doğru kararları alırsak; kaçak yapılaşmayı azaltan, vatandaşın mülkiyet sorunlarını çözen, kıyıyı kamu yararına koruyan, tarım ve doğal alanları gözeten, nitelikli turizmi destekleyen, ulaşım ve altyapıyı önceden planlayan yeni bir Mudanya kıyı modeli oluşturabiliriz.

Mesele birkaç ev veya birkaç parsel değildir. Mesele Mudanya’nın geleceğidir.

Esence’den Mesudiye’ye uzanan bu kıyı hattını kaderine terk etmek de, kontrolsüz biçimde betonlaştırmak da zorunda değiliz.

Üçüncü bir yol var: Koruyarak geliştirmek. Planlayarak büyütmek. Kamu yararını koruyarak ekonomik değer üretmek.

Ve belki de bugün Mudanya’nın önündeki en büyük soru şudur: Biz bu 15 kilometrelik sahili geçmişin imar sorunlarının çözülmesini bekleyen bir alan olarak mı bırakacağız, yoksa gelecek 30–50 yılın Mudanya’sını tasarlayacağımız stratejik bir kıyı bölgesi olarak mı ele alacağız?

Karar bizim. Çünkü kaybedilecek olan yalnızca birkaç parsel değil. Mudanya’nın gelecekteki en değerli kıyı potansiyelidir.

Abdullah Enez EKİM

 

Pin It
Mudanya Nöbetçi Eczaneleri

Sosyal medyada bizi takip edin

facebook'ta mudanya.gen.tr'yi takip edin twitter'da Mudanya.gen.tr'yi takip edin youtube'da mudanyagentr'yi takip edin

Bu hafta öne çıkanlar