Mudanya'da son dönemde dikkat çeken bir değişim var. Bazı bölgelerde eski yapıların kolonları mantolanıyor, yeni betonarme perdeler ekleniyor ve binalar güçlendiriliyor.İlk bakışta bunun olumlu bir gelişme olduğunu söylemek mümkün.

Elbette deprem riski taşıyan bir binanın mühendislik hesabıyla güçlendirilmesi, hiçbir şey yapılmamasından daha iyi olabilir.
Ancak Mudanya'nın meselesi yalnızca “Bu bina depremde ayakta kalır mı?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl sormamız gereken soru şudur:
Mudanya'yı yalnızca binalarını güçlendiren bir kent mi, yoksa deprem güvenliğini, zemin koşullarını, ulaşımı, sosyal donatıyı, yapılaşma düzenini ve yaşam kalitesini birlikte ele alan nitelikli bir kent mi yapacağız?
Ben ikinci seçeneğin artık ertelenemeyeceğini düşünüyorum.
Güçlendirme gerekli olabilir. Ama tek başına yeterli değildir. Bina bazlı güçlendirmeden alan bazlı kentsel yenilemeye geçmek zorundayız.
Bir binaya kolon mantolaması veya betonarme perde eklemek mühendislik açısından doğru bir çözüm olabilir.
Fakat yeni betonarme elemanların binaya getirdiği ilave yük, taşıyıcı sistemin rijitliğindeki değişim, deprem kuvvetlerinin yeniden dağılımı, temel sistemi ve zeminle olan ilişki birlikte değerlendirilmek zorundadır.
Üstelik güçlendirilmiş bir bina, çevresindeki yapıların deprem performansını değiştirmez.
Bitişik nizamda beş katlı yapıların yan yana bulunduğu bir bölgede bir binayı güçlendirip hemen yanındaki yapıları olduğu gibi bırakmak, bina ölçeğinde bir iyileştirme sağlayabilir; ancak mahalle ölçeğinde deprem riskini ortadan kaldırmaz.
Çünkü deprem bir binaya değil, bütün kente gelir.
Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği mevcut yapıların değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi için mühendislik esasları getiriyor. Dolayısıyla güçlendirme elbette başlı başına meşru ve bilimsel bir yöntemdir. Ancak teknik olarak mümkün olan her güçlendirme seçeneğinin şehircilik açısından en doğru seçenek olduğu sonucunu çıkarmak mümkün değildir.
Nitekim 6306 sayılı Kanun'un amacı da yalnızca tek tek binaların onarılması değil; afet riski altındaki alanlarda sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerinin oluşturulması, iyileştirme, tasfiye ve yenilemenin sağlanmasıdır.
İşte tam bu noktada bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor.
Bina değil, bölge düşünmeliyiz
Mudanya'da önümüzde iki farklı yaklaşım var.
Birinci yaklaşım:
Bina → risk tespiti → güçlendirme → mevcut düzenin devamı
İkinci yaklaşım:
Bölge → zemin → topoğrafya → yapı stoku → ulaşım → sosyal donatı → yeniden planlama → nitelikli yapılaşma
Ben ikinci yaklaşımın Mudanya'nın geleceği açısından daha doğru olduğuna inanıyorum.
Çünkü bazı bölgelerde bugün karşı karşıya olduğumuz problem yalnızca eski binalar değildir.
Aynı zamanda;
- küçük ve parçalı parseller,
- bitişik nizam yapılaşma,
- yetersiz otopark,
- dar yollar,
- yaya bağlantılarının yetersizliği,
- yeşil alan eksikliği,
- sosyal donatı yetersizliği,
- düzensiz yapılaşma,
- topoğrafyaya uyumsuz kütleler,
- kötü kent silüeti,
- altyapı sorunları
gibi birbirini besleyen problemler bulunmaktadır.
Böyle bir bölgede yalnızca binanın kolonlarını güçlendirmek, binanın kendisine yönelik bir çözüm olabilir.
Fakat şehrin sorununa çözüm olmayabilir.
Mudanya'nın avantajı: Araziyi yeniden okumak
Mudanya'nın her bölgesi aynı değil.
Eğim değişiyor.
Zemin özellikleri değişiyor.
Parsel büyüklükleri değişiyor.
Yapılaşma yoğunluğu değişiyor.
Denize göre konum değişiyor.
Dolayısıyla bütün bölgeye aynı yapılaşma mantığını uygulamak yerine, zemini ve topoğrafyayı planlamanın başlangıç noktası hâline getirmek gerekiyor.
Bugün çoğu zaman önce parseli ve imar hakkını düşünüyoruz.
Oysa olması gereken:
Önce zemin ve topoğrafya, sonra ulaşım ve kamusal alan, ardından yapı adaları ve en son bina.
Bu anlayış değişikliği Mudanya için son derece önemlidir.
Eğimli araziyi düzeltmek yerine araziye uyum sağlamak
Eğimli bir bölgede bütün araziyi düz bir platform hâline getirmek;
- yüksek miktarda kazı,
- dolgu,
- istinat yapıları,
- zemin iyileştirmeleri,
- taşıyıcı sistem müdahaleleri
gerektirebilir.
Bunun yerine topoğrafyayı takip eden, kademeli ve kontrollü yapılaşma modelleri geliştirilebilir.
Böylece hedefimiz:
“Zemini binaya uydurmak” değil, “binayı zemine uydurmak”
olmalıdır.
Bu yalnızca mühendislik açısından değil, ekonomik açıdan da önemlidir.
Çünkü doğru planlama, sonradan yapılacak pahalı müdahalelerin bir bölümünü daha başlangıç aşamasında azaltabilir.
Parseller değil, yapı adaları
Mudanya'nın bazı bölgelerinde asıl problem tek tek parsellerin değil, parsellerin oluşturduğu yapı adalarının yapısıdır.
Birbirinden bağımsız onlarca küçük parseli tek tek dönüştürmeye çalıştığınızda;
her parsel kendi binasını yapar,
her bina kendi otoparkını çözmeye çalışır,
her yapı kendi bahçesini oluşturur,
ama sonunda yine aynı dar sokaklar, aynı yetersiz yeşil alanlar ve aynı sosyal donatı problemi ortaya çıkar.
Oysa alan bazlı bir modelde parseller gerektiğinde bir araya getirilerek daha rasyonel yapı adaları oluşturulabilir.
Bu noktada amaç vatandaşın mülkiyetini azaltmak değil;
mülkiyet değerini, yapı kalitesini ve yaşam çevresini birlikte artırmaktır.
Sosyal donatı sonradan düşünülmemeli
Bir bölgenin dönüşümünde yalnızca yeni konut üretmek başarı değildir.
Yeni konutların yanında;
otopark, yeşil alan, çocuk oyun alanı, yaya aksları, meydan, sağlık, eğitim, sosyal tesis ve afet toplanma alanları
da planlanmalıdır.
Çünkü deprem sonrasında yalnızca binaların ayakta kalması yetmez.
İnsanların;
- ulaşabileceği yollar,
- toplanabileceği açık alanlar,
- erişilebilir kamusal alanlar,
- acil müdahale güzergâhları
olmalıdır.
Bu nedenle kentsel dönüşümün başarısı:
“Kaç bina yenilendi?”
ile değil,
“Nasıl bir kent parçası ortaya çıktı?”
sorusuyla ölçülmelidir.
Zaten 6306 sayılı dönüşüm yaklaşımına ilişkin Bakanlık dokümanlarında da bütüncül planlama, sosyal ve teknik altyapı, ulaşım sistemi bütünlüğü, kentsel kimlik ve yaşanabilirlik gibi unsurların dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir.
Mudanya için önerim: Alan Bazlı Kentsel Yenileme Programı
Mudanya'da belirli bölgeler pilot alan olarak seçilmeli ve aşağıdaki yöntem uygulanmalıdır.
1. Zemin ve topoğrafya haritası
Her bölge;
- jeolojik yapı,
- zemin özellikleri,
- eğim,
- heyelan riski,
- sıvılaşma potansiyeli,
- taşıma kapasitesi,
- yerel zemin koşulları
açısından değerlendirilmelidir.
2. Yapı stoku envanteri
Her yapı için;
- yapı yaşı,
- kat adedi,
- taşıyıcı sistem,
- yapı malzemesi,
- mevcut kullanım,
- yaklaşık yapı kalitesi,
- risk durumu
belirlenmelidir.
3. Parsel ve mülkiyet analizi
Parçalı yapılaşmanın bulunduğu alanlarda ada bazında mülkiyet ve yapılaşma analizi yapılmalıdır.
4. Yeni ulaşım ve açık alan sistemi
Yollar yalnızca mevcut binaların arasından geçirilmemeli; gelecekteki yapılaşmaya göre yeniden tasarlanmalıdır.
5. Sosyal donatı rezervi
Dönüşümden önce;
“Bu bölgenin kaç metrekare yeşil alana, kaç araçlık otoparka, ne kadar sosyal alana ihtiyacı var?”
sorusu cevaplanmalıdır.
6. Topoğrafyaya uygun yapılaşma
Eğimli arazide yüksek istinat duvarları ve aşırı kazı/dolgu yerine, araziyi takip eden kademeli yapılaşma modelleri değerlendirilmelidir.
7. Yeni yapı yoğunluğu dengesi
Dönüşüm, mevcut yapı yoğunluğunu hiçbir sorgulama yapmadan yeniden üretmek anlamına gelmemelidir.
Gerekirse bazı alanlarda yoğunluk azaltılmalı; uygun alanlarda ise planlı ve kontrollü yoğunluk artışıyla dönüşümün ekonomik sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.
8. Değer artışı vatandaşa da yansıtılmalı
En önemli konulardan biri budur.
Eğer bir bölgenin;
- ulaşımı iyileşiyorsa,
- sosyal donatıları artıyorsa,
- yapı kalitesi yükseliyorsa,
- deprem riski azalıyor,
- kent estetiği gelişiyor,
- kamusal alanları çoğalıyorsa,
o bölgenin gayrimenkul değerinin artması doğaldır.
Bu değer artışı yalnızca yatırımcının veya müteahhidin kazancı olarak görülmemelidir.
Malikin daha güvenli ve daha değerli bir taşınmaza sahip olması, dönüşümün temel ekonomik hedeflerinden biri olmalıdır.
Mudanya'nın yeni şehircilik anlayışı
Mudanya'nın geleceği, yalnızca daha fazla bina yapmakla şekillenmemeli.
Daha çok beton değil;
daha doğru planlama
gerekiyor.
Daha yüksek duvarlar değil;
daha doğru zemin kararları
gerekiyor.
Her parselde ayrı çözüm değil;
alan bazlı planlama
gerekiyor.
Sadece yeni binalar değil;
yeni yaşam alanları
gerekiyor.
Ve en önemlisi:
Mudanya'nın deprem sorununu yalnızca binaların sorunu olarak görmemeliyiz. Bu aynı zamanda bir şehircilik sorunudur.
Bugün yapılacak tercih, yalnızca mevcut binaların geleceğini değil, Mudanya'nın gelecek 30–50 yılını belirleyecektir.
Bu nedenle Mudanya'da artık şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Mevcut binaları nasıl ayakta tutacağız?”
sorusunun yanında,
“Bu bölgeyi nasıl daha güvenli, daha yaşanabilir, daha erişilebilir, daha estetik ve daha değerli bir şehir parçasına dönüştüreceğiz?”
sorusunu da sormalıyız.
Benim önerim nettir:
Mudanya'da bina bazlı müdahalelerden alan bazlı kentsel yenilemeye geçilmeli; zemin, topoğrafya, yapı stoku, ulaşım, sosyal donatı ve ekonomik değer aynı planın içinde değerlendirilmelidir.
Çünkü hedefimiz yalnızca depremde yıkılmayan binalar olmamalı.
Hedefimiz;
depremde dirençli, zeminiyle uyumlu, sosyal donatıları yeterli, ulaşımı çözümlenmiş, silüeti nitelikli ve gelecekte değeri artan bir Mudanya olmalıdır.






